wt-1.jpg Furkan Dergisi Furkan Dergisi
Zaman: 10 Eyl 2010, 12:33





Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 13 mesaj ]  Sayfaya git 1, 2  Sonraki
 Başbuğ: 'Sabrımızın sınırı var!' 
Yazar Mesaj
Moderatör

Kayıt: 23 Oca 2008, 21:25
Mesajlar: 1945
Yeni mesaj Başbuğ: 'Sabrımızın sınırı var!'
Org. Başbuğ'dan tehdit gibi açıklama

Resim
25 Ocak 2010 Pazartesi : 13:29 TÜRKİYE



Balyoz Darbe Planı iddialarıyla ilgili ilk kez konuşan İlker Başbuğ, iddialara cevap verdi vermesine ama tehdit de etmekten geri durmadı: 'Sabrımızın sınırı var!'


25 Oca 2010, 21:33
Profil Özel mesaj gönder E-posta
Moderatör

Kayıt: 23 Oca 2008, 21:25
Mesajlar: 1945
Yeni mesaj Re: Başbuğ: 'Sabrımızın sınırı var!'


26 Oca 2010, 00:15
Profil Özel mesaj gönder E-posta
Eski üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Ağu 2008, 20:20
Mesajlar: 1056
Yeni mesaj Re: Başbuğ: 'Sabrımızın sınırı var!'
Balyoz Planı’nda imzası olan Orgeneral Çetin Doğan, darbeden sonra Birinci Ordu’dan atılmasını istediği subayları tek tek belirledi. Listede 823 muvazzaf var

Dönemin Birinci Ordu Komutanı Çetin Doğan 5 -7 Mart 2003 tarihleri arasında yapılan Selimiye Kışlası’ndaki plan seminerini kapatırken sözlerine şöyle başladı:

“Arkadaşlar bu plan seminerini, 1.Konjonktürel gelişmelere göre dikkatlerimizi nerelerde yoğunlaştırmamız gerektiğini ortaya koymak için yaptığımı herhalde hepiniz anlamışsınızdır. Yani buradaki Yunanistan meselesi tali bir meseledir… Söylediğimiz her söz, atacağımız her adım evvela laik demokratik cumhuriyetin korunması ve kollanılması, kollanması için olmalıdır. Laik demokratik cumhuriyetten daha üstün, bundan daha büyük tehlikemiz yok mevcut durum içerisinde… Kuzey Irak’ta olsun, Yunanistan’la olsun nerede olursa olsun dışarıya yönelik hudutlarımız ötesinde meydana gelebilecek tehdit hiçbir zaman içeride irticanın yaratacağı tehditten, irticanın baş kaldırması, ayaklanması ile ortaya çıkacak tehlikeden daha büyük olamaz. Bu tehlikenin bertaraf edilmesi sağlam bir bünyeye, Atatürkçü bir yapıya ordunun Türk ulusunun kavuşması her türlü tehdidi ve engeli karşılamasına yetecektir.”

Defterleri dürülmeli
Doğan daha sonra sözü ordu içinde irticaya bulaşmış personele getirdi ve sözlerini şöyle sürdürdü: “Zaman zaman ordudan atılıyor çünkü irtica bulaşmış oluyor. Nasıl oluyor ki modern çağdaş bir kurum, kurum içerisinde bulunan insanlar bunların fetvalarına kanarak, bunların efsanelerine kanarak aydınlık çağdaş yoldan çıkıyorlar; ama bir gerçek bu. O halde evvela Silahlı Kuvvetler içindeki bünyesel sağlamlığını korumak durumundadır. Buna bulaşmış, irticaya bulaşmış insanların uslanması ve fikir değiştirmesi olanağının olmadığı birçok örnekleriyle sabittir ve o yüzden de bunların defterleri mutlaka evvela ilk adım olarak dürülmeli, ordu bünyesi sağlam bir hale getirilmelidir. Bunun ötesinde böyle bir olay olduğu zaman çünkü içimizden çıkacak çatlaklıkların, tereddütlerin maliyeti çok çok daha büyük olacaktır. Kendi içimizde kendimizle savaşmak zorunda kalacağız. Bunun önlenilmesi için evvela ordu bünyesinin sağlamlaştırılması lazım.”

Çetin Doğan’ın bir kere bulaşmış olan bir daha uslanmayacağı için “ilk adım olarak” yapılmasını istediği “irticacı subayların defterinin dürülmesi” için seminerden daha önce hazırlıklara başladığı anlaşılıyor.

“Listeler hazırlansın” talimatı
Aralık 2002 tarihinde Mart 2003’teki seminer hazırlıklarının da gözden geçirildiği Aylık Karargâh Koordinasyon Toplantısı’nda yaptığı konuşmada (Konuşma metninin yer aldığı 1708- 1b-02lId.Ks. (633) sayılı ve bir Kurmay Albay imzalı resmi Karargah İçi Mütalaa belgesi Taraf’ta) irticai ve bölücü personelin tespitiyle ilgili Personel Başkanlığı ve İstihbarat Başkanlığı’nın verdiği emrin yerine getirilmesini istiyor. Doğan o konuşmasında seminerdeki konuşmalarından daha açık konuşuyor:

“Silahlı kuvvetler olarak biz siyasetin dışındayız. Siyasetin dışında olmak Türkiye Cumhuriyeti devletinin temel ilkelerinin örselenmesine, göz ardı edilmesine göz yumarız anlamına gelmez. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin tarihi misyonu kendisine verilen tarihi görevi bu devletin kurucusu olma, tarihi Kemalist çizgisini her zaman muhafaza etmek zorundadır. O nedenle hem Personel Başkanlığı’ndan hem de İstihbarat Başkanlığı’ndan yayımlanan emrin bir paragrafı da aynen girmiştir. Öncelikle kategorili personelle ilgili düşüncelerimi söyleyeyim: İçimizde şimdiye kadar barınmayanlar Meclis’e taşınmıştır. Bu meydan okumadır. Bu meydan okumaya karşı biz geri adım atmayız. Ve bundan sonra da yine içimizde olabilecekler, var olanlar takip ettiğimiz insanlar vardır. Kategorili personelin pervasızca biraz daha cesaretlenmiş olmaları Silahlı Kuvvetler içersinde bunlara daha fazla hiçbir suretle yer vermeme ihtiyacını ortaya çıkarmıştır.”

Üç albay, 66 binbaşı, yüzlerce yüzbaşı
Doğan’ın bu emirleri doğrultusunda dönemin Birinci Ordu Komutanlığı İstihbarat Başkanı bir Kurmay Albay tarafından hazırlanan “1 nci or. Bölgesinde ilişiği kesilmesi teklif edilen personel listesi” adlı resmi belge içinde irticacı ve bölücü olarak fişlenmiş 823 muvazzaf subay ve astsubayın adı var. Bu belge Birinci Ordu Komutanlığı’nın 5-7 Mart 2003 tarihindeki seminer için hazırladığı Plan –Çalışması- 2003 adlı dokümanın eklerinde yer alıyor.
Sadece Birinci Ordu’nun baktığı Marmara Bölgesi’ndeki illerdeki askeri tesislerde görev yapan albay, binbaşı, yüzbaşıları kapsayan listede subayların isimleri, görev yaptıkları yerlerin yanına niye fişlendikleri yazılmış. Bu subaylardan 3’ü albay, 66’sı binbaşı, gerisi yüzbaşı ve teğmenlerden oluşuyor.

Doğan’ın ilk adım olarak tasfiye edilmesini istediği personelden irticacı olduğu düşünülenler için “eşi çağdışı kıyafet giyiyor”, “mesai saatleri içinde namaz kılıyor”, “irticai eğilimleri mevcuttur”, “siyasal İslami görüşleri benimser ve destekler” türü ibareler kullanılmış.
Bazı subaylar için “Kürt milliyetçiliği yapar”, “Bölücü örgütlerle ilişkisi var” denilirken, bazı subayların ordudan tasfiye gerekçesi de bunun tam tersi: “Aşırı milliyetçi partiyle ilişkili” “Sakıncalı, şüpheli” gibi fişlemelerin yanısıra listede isminin yanına “takipte” notu konulmuş subaylar da var.

İstanbul’u ev ev arayamayız
5-7 Mart 2003 tarihli seminerin sonunda Çetin Doğan’ın yaptığı konuşma, konuşulanın bir savaş oyunundan daha fazlası olduğunu ortaya koyuyor. İşte ses kayıtları Taraf’ın elinde olan o konuşmadan bazı bölümler:

“İstanbul bölgesi ki bu bölge tabi yakın mücavir bölgedeki hassas bölgeler olarak Sakarya ve Kocaeli bölgesi çok önemlidir ve burada adeta kurtarılmış bölgeler vardır. Nasıl doğuda iç tehdidin çok büyük, bölücü tehdidin çok büyük olduğu dönemlerde kurtarılmış bölgeler varsa ortaçağ karanlığı içinde bir yaşam tekkeler, zaviyeler, gece toplantıları, gündüz toplantıları, kıraat etmeler devam etmektedir. Ve bunlar çığ gibi büyümektedir.

Türkiye Cumhuriyeti devletinin yapıtaşı olan Silahlı Kuvvetlerin aşındırılması ve temellerinin yıkılmasına sebep olacağını asla unutmayalım. Ve bu yüzden de biz istihbaratımızı kendi bölgemizde garnizon komutanları, tali bölge komutanları, Emasya komutanları kendi bölgelerindeki iç geliş-meyle ilgili bilgileri, belgeleri toparlamaya devam edecektir. Buradaki yerel yönetimleri tanıma için yerel yönetimleri ve daha yakından bunları anlamak ve bir sorumlulu-ğun üstlenilmesi durumunda halkın yaşam- ını, bütün sorumluluklarını, günlük yaşamını yürütme erkini de silahlı kuvvetler üstleneceği için şu anda doğal afetler koordinasyon merkezleri ve yaptığımız tatbikatların büyük yararı olacağına inanıyorum ve karşımızdaki çalışan insanları daha iyi yakından tanıyacağız ve herhangi bir durumda da bunlarla işbirliği, kimlerle yapabiliriz kimleri tasfiye etmemiz gerektiğini anlayacağız.

Bu kadar büyümüş bir metropolün (İstanbul) teker teker ev ev aranması mümkün değildir. Eskiden yaptığımız uygulamalarda da elle tutulur gerçek anlamda bir sonuç da alınmamıştır… Bu onun için de bölgedeki sıkıyönetim planlamalarını yeni baştan daha belki radikal tertip ve tedbirlerle ama yeterli gücü bölgede bulundurarak, bundan amaç şu; bütün güçleri kullanmak değil varlığıyla caydırıcılık esastır.





VAY BAŞBUĞ VAY SESİ ÇIKMAYA BAŞLAMİŞ .......DARBE HERAN GENE KAPIDA..)))

_________________
Yalan doğrudan, karanlık aydınlıktan kaçar,
Güneş yanlızdır ama etrafına ışık saçar,
Üzülme doğğruların kaderidir bu yalnızlık.
Kargalar sürüyle, KARTALLAR YALNIZ UÇAR ! ! !


26 Oca 2010, 01:40
Profil Özel mesaj gönder E-posta
Eski üye

Kayıt: 15 Nis 2008, 00:33
Mesajlar: 1595
Yeni mesaj Re: Başbuğ: 'Sabrımızın sınırı var!'
Yaw bu kis gunu yaaamur camur varken darbe mi olıurmus... Reolar cemseler, tanklarin paletleri camura takilir... Hem "bugun" Cuma'da diil.

_________________
Video barbam et pallium, philosophum nondum video!!! Yani!..


26 Oca 2010, 05:54
Profil Özel mesaj gönder E-posta
Moderatör

Kayıt: 23 Oca 2008, 21:25
Mesajlar: 1945
Yeni mesaj Re: Başbuğ: 'Sabrımızın sınırı var!'
phoenix yazdı:

‘Allah' dedik atıldık!Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ'un, “Askerlere, ‘Allah Allah' diye hücum emri veriyoruz” diyerek, Balyoz Darbe Planı'ndaki cami bombalama eylem planı haberlerine sert çıkması, Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararlarıyla ordudan atılan askerlerin tepkisine neden oldu. Vakit'e konuşan YAŞ mağdurları, “Biz Allah dediğimiz için ordudan atıldık. İlker paşa kimi kandırıyor” dediler.





ERTUĞRUL CESUR'UN HABERİ...

“BENZER PLANLARI BİZZAT GÖRDÜM”
YAŞ mağduru emekli Binbaşı Mustafa Hacımustafaoğulları, “Balyoz darbe planının doğru olduğuna yüzde yüz inanıyorum, çünkü benzer planların konuşulduğu toplantılara bizzat katıldım, gördüm” dedi. Silahlı Kuvvetler'de görevdeyken benzer bir toplantıya Eskişehir'de katıldığını kaydeden Hacımustafaoğulları, “1989'da Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde bir seminerde benzer bir toplantıya şahit oldum. Bu tür toplantılar genellikle gizli istihbarat toplantılarıdır. Burada öyle sapkın görüşler gündeme gelir ki şaşarsınız. Aklı başında bir insan bu toplantılarda yapılan konuşmaları duysa, toplantının askeriyede değil de Bakırköy Ruh Hastalıkları Hastanesi'nde yapıldığını sanır. Bunların gözünde sivil iktidarlar, yok edilmesi gereken işgal gücü, kendileri ise tek vatansever. Atabeyler çetesi, Sauna çetesi gibi tüm çeteler de yaptıklarına çetecilik demez, kendilerini vatansever sayarlar. Ancak yaptıkları PKK'nınkinden farksızdır. Bu zihniyetten her şey beklenir” diye konuştu.

“REFERANSLARI ADD, ÇYDD OLUNCA”
TSK içinde bu tür korkunç planlar yapanların olmasının şaşırtıcı olmaması gerektiğini ifade eden Hacımustafaoğulları, “TSK'ya ADD, ÇYDD gibi derneklerin referans olduğu insanlar alınıyor. Ailede bir başörtülü olması, TSK'ya alınmamak için en büyük neden sayılıyor. Bu yetmiyor, askeri okullarda adeta bir beyin yıkama süreci yaşanıyor. Bu süreçte bizim gibi kalıba sokulamayanlar da YAŞ kararlarıyla temizleniyor. Böyle bir kurumdan bu tür korkunç planlar çıkmasından daha doğal ne olabilir? Bizim ‘Allah' demekten başka ne suçumuz vardı? Sayın Başbuğ samimi ise yapması gereken savunmaya geçmek değil, bu tür illegal oluşumlarla ilgili işlem başlatmasıdır. Yoksa hatim de indirse inandırıcı olmayacaktır” dedi.

AY: “NAMAZ KILIYORUM DİYE ATILDIM”
28 Şubat sürecinde binbaşılık rütbesindeyken YAŞ kararıyla TSK'dan ihraç edilen Yavuz Ay da, kendisinin ihraç gerekçesinin, eşinin başörtülü olması, kendisinin de namaz kılıyor, içki içmiyor olması olduğunu ifade ederek şöyle konuştu: “Biz de ordumuzun İlker paşanın dediği gibi olmasını isteriz, ancak gerçekler pek öyle değil. Üstelik bu sadece 28 Şubat'tan beri olan bir durum değil. 1977'de TSK'ya girdiğimden beri gördüğüm durum bu. İnsanlar, bırakın ‘Allah' demeyi, çocuklarına Sümeyye, Şeyma gibi isimler koydular diye sorgulandı, bu yüzden yargıya kapalı YAŞ kararıyla ordudan atıldı. İlker paşayı sözlerinde samimi ise YAŞ kararıyla atılanlardan özür dilemeye ve yapılan hataların telafi edilmesine davet ediyorum.”


27 Oca 2010, 01:34
Profil Özel mesaj gönder E-posta
Moderatör

Kayıt: 23 Oca 2008, 21:25
Mesajlar: 1945
Yeni mesaj Re: Başbuğ: 'Sabrımızın sınırı var!'
Ordunun parası
Mehmet ALTAN
mehmetaltan@stargazete.com
RSS


Dün, AB’nin “İlerleme 2009 Raporu” üzerinden “askeri vesayet” rejiminin bir vesikalık fotoğrafını yayınlamış... Ama “parasal ayrıcalıklara” değinmemiştim...

Bu eksiğimi önceki gece Mehtap TV’de yaptığımız “Akıl Defteri” programına Almanya’dan uzun bir mesaj atan Cihan Yaşar tamamladı.

“Darbe” iddialarının sürekli gündemde kalmasına neden olanın askeriyenin sadece siyasi değil, parasal ayrıcalıklarının da olduğunu vurguladı.

***

“Ordumuz sadece darbe yapmaz, makarna yapar.

Sadece muhtıra yayımlamaz, çocuk bezi satar.

Yalnızca Kürtlerle savaşmaz, krem şantiden ambalaj kâğıdına sayısız ürünün imalatını ve ticaretini de yapar.

Ayrıcalıklarını yitirmekten korkmaları boşuna değil, ordunun şirketi OYAK Türkiye’nin üçüncü büyük ekonomik gücü.

Sabancı, Koç gibi büyük patronlarla ortaktırlar, tüm batı karşıtı nutuklarına rağmen Dupont, FMC, Axa gibi çok uluslu şirketlerle yıllardır birlikte çalışırlar.

Fransa, Hollanda, İspanya, Bulgaristan gibi AB ülkeleriyle uyumlu bir şekilde ticaret yaparlar.”

***

“...TSKGV, yani Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı...

Mali açıdan hayli güçlü ve tabi ki doğal olarak vergiden muaf bu vakıf 1987’de kurulmuş.

Kurulması için Türkiye’de ‘özel bir yasa’ çıkartılan tek vakıf.

Geliri ise; mevduat faizleri, kur farkları, kar payları, kira gelirleri, bağışlar, sosyal faaliyet gelirleri, vakfın sahip olduğu tesislerden elde edilen gelirler, menkul kıymetlerden elde edilen gelirler ve fuarcılık faaliyetlerinden elde edilen para.

Toplam gelirin yüzde 20’si yönetim ve idame giderleri ile ‘harp sanayi faaliyetleri ve harp silah, araç ve gereçlerinin alımına kaynak yaratabilecek getirisi yüksek ticari alanlara’ harcanırken, kalan yüzde 80’i de ‘millî harp sanayimizin geliştirilmesi, yeni harp sanayi dallarının kurulması, harp silah, araç ve gereçlerinin satın alınması suretiyle TSK’nin savaş gücüne katkıda bulunmak için harcanmaktadır...’

64 ilde şubesi olan ve bağış toplayan TSKGV, Ankara’da iki yılda bir düzenlenen Uluslararası Sanayi Fuarı DEF’in de işletmecisi olarak uluslararası silah tekellerinin Türkiye’de başvurdukları tek adres.”

***

“Ancak ‘OYAK’ gibi ‘TSKGV’ de yasal imtiyazları nedeni ile meşru ve demokratik olarak denetim altına alınamıyor.

Rekabet kurulu ne OYAK ne de TSKGV’nin statüleri ile ilgilenmemekte.

Denetimi sadece ordu yönetimi elinde tutuyor.

Türkiye’de üçüncü büyük ekonomiye sahip OYAK bu imtiyazı nedeni ile 2005’de Genelkurmay Başkanlığı’nın yazılı bir emri ile ‘subay, astsubay, erler ve sivil personelin maaş ödemelerinin sadece Oyakbank tarafından gerçekleştirilmesi emrini vermiştir.

Tugay ve tümen seviyesindeki büyük askeri birliklerde özel bankalarda yapılan sözleşmelerin iptal edilmesi ve ülke genelinde yüzlerce askeri birliğin maaş ve harcırah, diğer mali işlerinin sadece Oyakbank üzerinden yapılması tüm sermaye guruplarında tepkilere yol açsa da Genelkurmay kulislerinde yayılan Oyakbank’a yönelik eleştiri ‘Ordu’ya yönelik olarak algılanıp, gereği yapılır’ söylemleri tepkileri, tepkilerden gelen eleştirileri de önlemiştir.”

***

Özetleyerek verdiğim mesajda da görüldüğü gibi...

Kamuoyunda yayılmakta olan “parasal ayrıcalıklar” konusu da hiç şüphesiz “darbe” endişelerinin sürekli gündemde kalmasını kışkırtmakta...

***

Bunlardan çok sıkıldık...

Eğer TSK da sıkıldıysa...

Yapılacak iş çok basit.

TSK AB standartlarına geri dönecek... Çağdaş demokrasilerde ordular ne ise o da aynı konumu sahiplenecek...

Yoksa bu tartışmaların bitmeyeceği aşikâr...

***

Madem konu ordunun AB ülkelerinde olmayan siyasal ve parasal ayrıcalıkları... Ve bunu kaybetmemek için TSK’nın darbe yapacağı iddiaları...

O halde, yazıyı dünkü finalle bitirmenin yararı var:

“Bitmesini istiyor iseniz, AB standartlarında bir demokratik rejimin savunma gücü olmayı içinize sindirin ve o noktaya geri dönün...

Kısacası ‘İlerleme Raporu’nu hayata geçirmeyi TSK olarak bizzat siz talep edin ki, kamuoyu ‘beyanlarınıza’ inansın...

Yoksa AB süreci ciddileştikçe, mevcut durumu bırakmamak için, sürekli darbe arayışı içinde olduğunuz bir kanaatten ziyade bir inanç olarak sürer, hem de pekişmeye devam eder...”


27 Oca 2010, 12:45
Profil Özel mesaj gönder E-posta
Moderatör

Kayıt: 23 Oca 2008, 21:25
Mesajlar: 1945
Yeni mesaj Re: Başbuğ: 'Sabrımızın sınırı var!'
'Türk askeri okulunu bile kurşunlar

'Genelkurmay BaşkanıBaşbuğ'un 'Balyoz' darbe planı iddialarıyla ilgili yaptığı "Allah Allah diye taarruz eden ordu camiye bomba koyar mı?" açıklamasına Binbaşı Fethi Gürcan'ın oğlu Ömer Gürcan'dan ağır bir cevap geldi.





Babası Harbiyelileri isyana teşvik ettiği gerekçesiyle 46 yıl önce idam edilen Gürcan, "Türk askeri her zaman yapar. Kendi harp okulunu kurşunlar. Atatürk'ün mezun olduğu harp okulunu kurşunlar. Bundan daha ötesi olur mu?" dedi. Babasının 'darbeler ve ihtilaller tarihi'ni okumasını istediğini dile getiren Gürcan, 21 Mayıs'tan sonra genç subayın dışındaki yapılan darbelerin bir 'orta oyunu' gecekondu tipi darbeler olduğunu ileri sürdü. Gürcan, Adnan Menderes'in asılmasında ise İsmet İnönü'nün tavrının etkili olduğunu savundu.

1962 ve 1963 yılları arasında Ankara'da Harbiyelileri isyana teşvik ettikleri için asılan Aydemir ve Süvari Birliği Komutanı Binbaşı Fethi Gürcan'ın idamları ile ilgili tartışmalar aradan 46 sene geçmesine rağmen sürüyor.

Cihan Haber Ajansı muhabirine konuşan Ömer Gürcan, 1960 darbesinde 15 yaşında olduğunu söyledi.

22 Şubat 1962 kalkışması ile 27 Mayıs'ta da babasının ön planda olduğunu dile getiren Gürcan, 22 Şubat 1962'den sonra babasının emekliye sevk edildiğini ifade etti.

1963 yılında sivil olmasına rağmen babasının resmi üniformasını giyip 21 Mayıs 1963 hareketine katıldığını anlatan Gürcan, 26 Haziran 1964'de babasının asıldığını belirterek "Bu olaylara babamın giriş nedeni, iktidarın babamı öğrenci gençliğin üzerine sürmesi, Ankara siyasal bilgilerde 'ateş et' emri vermesi, babamın dinlememesi ve isyancı olması. Zaten şu anki darbecilerle konuşursak isyancı, ihtilalci, darbeci kelimelerini ayırtmamız lazım." diye konuştu.

İHTİLALCİ OĞLUYUM DİYE ASKERDEN ÇIKARILDIM
1966 yılında liseyi bitirdiğini ve ODTÜ'ye elektronik mühendisi olarak girdiğini anlatan Gürcan, Silahlı Kuvvetler'e müracaat edip alındığını ancak 15 gün sonra 'ihtilalci oğlu' diye çıkarıldığını belirtti.

Sonra mahkeme kararıyla tekrar döndüğünü ifade eden Gürcan, "Kendimi 68 gençlik olayları içinde buldum. Babamın yaşadıklarını ben bir askeri öğrenci olarak yaşadım. 12 Mart'ın arkasından ordudan çıkarıldım. Babam gibi sivil oldum. Arkasından 12 Eylül geldi. İçeri alınıp 8 ay tutuldum. TRT'den elektronik mühendisi olarak emekli oldum. Bizim evde herşey konuşulurdu. Babamın planı çok sadeydi, ben de dinlerdim. Yapacağı şeyde kararlıydı. Şuanki darbecilere benzemeyen bir karakterdi. Babam olmasaydı belki 27 Mayıs bastırılmış olacaktı." şeklinde konuştu.

Harp Okulu'nun genelde subay çocuklarından oluştuğuna dikkat çeken Gürcan, 21 Mayıs ve 27 Şubat'ta Harp Okulu öğrencilerinin üst rütbeli babalarına, dayılarına ve amcalarına silah çevirdiğini aktardı.

Türkiye tarihinde bunun ilginç bir olay olduğunu vurgulayan Gürcan, çocuklarının, yeğenlerinin okuduğu Harp Okulu'nu paşaların makineli tüfeklerle tarattığını ve arkasından bütün öğrencilerin atıldığını savundu.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un 'Balyoz' darbe planı iddialarıyla ilgili yaptığı "Allah Allah diye taarruz eden ordu camiye bomba koyar mı?" açıklamasının hatırlatılması üzerine Gürcan, şunları söyledi: "Türk askeri her zaman yapar. Kendi Harp Okulunu kurşunlar. Atatürk'ün mezun olduğu harp okulunu kurşunlar. Bundan daha ötesi olur mu? 1 Mayıs gibi olaylar olmuş ama hiç kafa dahi yormamış. JİTEM denen bir örgüt var. Onun bir binbaşısı var Cem Ersever diye, Kürtleri öldürmüş. Sonra Ankara'nın bir yerine cesedi atılmış, hiç üzerine gitmemiş. Taylan Özgür arkadaşımız, Beyazıt meydanında sırtından vuruluyor. Talat Duran diyor ki şu an onu vuran generaldir. Bundan hiç gocunmuyorlar. Böyle bir şey yoktur, varsa araştırmaları lazım. Türk ordusu hakkında çok büyük iddialar var. Kaybolmuş insanlar var. Sonra Türk ordusu hiç dincileri destekler mi? Mesela Muhsin Batur gider Erbakan'ı alır getirir, parti kurdurur. Arkasından Kürt hareketi kurarlar Hizbullah diye. İnsan katli yaparlar. Türkiye kabuk değiştiriyor. 50 bin insanın öldürülmesinden çocuk katili APO mu sorumlu; bana göre değil. 12 Eylül'de 1 milyona yakın insan işkenceden geçirildi. Bu insanlar dağa çıktı. Türk Silahlı Kuvvetleri 12 Mart'ın 12 Eylül'de halkına yaptıklarının hesabını vermesi lazım. Şuan paşalar ulusalcı geçiniyor."

MENDERES'İ ASTIRAN GENÇ SUBAYLAR DEĞİL
"Türkiye'deki darbeler gecekondu tipi olduğu için yalancı darbelerdir." diyen Gürcan, darbelerde sivillerin geri çekildiğini askerin onun yerine geçerek halkı ezdiğini öne sürdü.

Sivilin normal yollardan yapamadığını askerlerin darbe ile gelip yaptığını ileri süren Gürcan, 21 Mayıs'tan sonra genç subayın dışındaki yapılan darbelerin 'orta oyunu' olduğunu iddia etti.

Cezaevindeyken babasını sürekli ziyarete gittiklerini anlatan Gürcan, her zaman babasının moralinin yüksek olduğunu söyledi.

"Beni asın, ben gelseydim sizi asacaktım." dediğini aktaran Gürcan, babasının milletin aldatıldığını söylediğini belirtti. Babasının ihtilalci, isyancıydı olduğunu dile getiren Gürcan, "Anında karar verirdi. Tepkisini anında gösterirdi. Modern deyimle babam devrimcidir. İdam edileceğini akşam basılan gazetelerden öğrendik. Sabah 5'e doğru haber geldi. Gidip cenazesini aldık. Resmi bilgi verilmedi." ifadesini kullandı.

O dönemde darbeyi teşvik eden gazeteciler bulunduğunu anlatan Gürcan, bu yapının her zaman olduğunu vurguladı. 27 Mayıs öncesi gençlik hareketlerine bir şayia yayıldığını dile getiren Gürcan, şöyle devam etti: "Kıyma makineleri, bir de Et Balık Kurumu'nda gençlerin kıyma haline getirildiği, arkasından gençlerin öldürülüp karayollarında üstlerine asfalt çekildiği şayiası. Bu çok ilginç. CHP'nin Genel Sekreteri Kamil Kırıkoğlu, onun anıları var, Tanju Cılızoğlu tarafından yazılan. Böyle şayialar var. Bunu çıkaran kim? CHP'liler. 27 Mayıs 1960 öncesi biz bu konuda araştırma yaptık, böyle bir şey olmadığını tespit ediyorlar. CHP Meclis grubunda kalkıyor Kamil Kırıkoğlu, böyle bir şey yok, bunların yalan olduğunu açıklayalım diyor. İsmet İnönü sinirleniyor; 'hayır' diyor 'varmış gibi söyleyeceksiniz' diyor. Arkasından BBC'ye demeç veriyor. Türkiye'de 300 tane gencin öldürüldüğünü söylüyor. İnfial yaratan siyasetçiler. Gençliğin üzerine ordu gençliğini sürüyorlar. Darbeciler 46'dan beri darbe planlıyorlar. İhtilali yapanlar darbeciler değil ihtilalciler. CHP Demokrat Parti'yi komünist diye suçluyor. CHP sol değildir. Tam komedi, tutarsız bir yapıdır. Menderes'i astıran genç subayları değildir. İsmet Paşa o zaman hiç konuşmuyor. Genç subaylar da 'oda asılmasını istiyor' diye anlıyor. Tarihe geçmesi için bir mektup yazıyor, asmasın diye. Asılmasını istemeyen çıkar net bir şekilde demeç verirdi."

Genç subayların heyecanları ve vatanperverlik duygularının istismar edildiğine dikkat çeken Gürcan, Genelkurmay'ın, darbe girişiminden idam edilen Albay Talat Aydemir ve Binbaşı Fethi Gürcan'ın dosyalarını isteyen Ergenekon Mahkemesi'ne "Bizde yok" cevabına karşılık, "Dosya bende var." diye karşılık veriyor.

(CİHAN)


08 Şub 2010, 23:33
Profil Özel mesaj gönder E-posta

Kayıt: 13 Ara 2009, 17:44
Mesajlar: 48
Yeni mesaj Re: Başbuğ: 'Sabrımızın sınırı var!'
Abi sen bunları Akparticiler,ılımlılar ın forumlarına göndersene ,Komplo 98 gönüldaşımıza göre bu mevzular orada daha çok rağbet görüyormuş.Ben girmediğim için bilmiyorum.Öyle duydum.


08 Şub 2010, 23:44
Profil Özel mesaj gönder E-posta
Moderatör

Kayıt: 23 Oca 2008, 21:25
Mesajlar: 1945
Yeni mesaj Re: Başbuğ: 'Sabrımızın sınırı var!'
Resim

http://www.aktifhaber.com/news_detail.php?id=271269


09 Şub 2010, 14:23
Profil Özel mesaj gönder E-posta

Kayıt: 30 Oca 2010, 23:47
Mesajlar: 555
Yeni mesaj Re: Başbuğ: 'Sabrımızın sınırı var!'


"...Asker Kitapları Yakıyor…
- MEB kitapları orduda yakılıyor.- Atatürkçülük adına kitabı yakan kurumun, Türk Dil Kurumu'nun ve yine onun kurduğu Cumhuriyet'in Milli Eğitim Bakanlığı'nın kitaplarını yakıyordu. -..."

" Truth is stranger than fiction. - Old Saying "

http://www.youtube.com/watch?v=cNAdQpM8 ... re=related

( Zira...: )

Tüm cihetleriyle mükemmel diyemesek de...

Üstad'ın dahli ile başlamış bir vetirenin verimleri;

H.Ali Yücel'e ve Cumhuriyet'e atılmış mühim ' kazık 'lardan birisi...

Kimilerine hidayet, kimilerine dalalet vesileleri...

http://www.nadirkitap.com/hafiz-divani-kitap34158.html

http://www.nadirkitap.com/tabiat-kanunl ... 34872.html

' Uyananlar ' olmuş demek ki...

Zaten, ' üstün anahtar ' varken,

artık, onları ( ve Fetullah Kuzusu İskender'i ) kim okur ki ? :) :

http://www.semerkandpazarlama.com/O-ve- ... -1437.html


09 Şub 2010, 17:47
Profil Özel mesaj gönder E-posta
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 13 mesaj ]  Sayfaya git 1, 2  Sonraki


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu foruma eklentiler gönderemezsiniz

Aranacak:
Geçiş yap:  






Furkan FM    |    Furkan 
Meclisi Forum    |    Gönüldostların buluşma noktası    |    İrtibat: Nemirullah Akıncı © Furkan FM

FURKAN DERGİSİ İBDA YAYINLARI İLMA DERGİSİ 


GÖLGE


Balık karnında hesap kendimle alışveriş,
Gözümde aralanan o hayalin peçesi,
Suskunlukta kayboluş, eriyiş ve tükeniş,
Uçsuz bucaksız sayfa ruhumun dilekçesi!

Salih MİRZABEYOĞLU



Haber videoları, web sayfamızın videolar bölümünde...
 
cron
Powered by phpBB © phpBB Group. Designed by FURKAN FM
Türkçe çeviri: phpBB Türkiye