Güneş sisteminde bulunan cüce gezegen Plüton'un rengi gittikçe koyulaşıyor.
NASA'da çalışan bilim adamları güneş sisteminde bulunan cüce gezegen Plüton'un renginin gittikçe koyulaştığını açıkladı.
Hubble uzay teleskobundan alınan görüntüler gezegenin eskiye oranla yüzde 20 daha fazla koyu olduğunu gösterdi. Plüton'un yüzeyi gittikçe daha fazla koyu portakal rengine yaklaşıyor.
Uzmanlar Plüton'un 248 yıl olan dönme süresinin yeni bir safhaya girmesi nedeniyle yüzeyindeki buz tabakasında bazı değişimler meydana geldiğini söylüyor.
Yeni görüntülerde donmuş nitrojenin gezegenin kuzeyinde daha parlak hale gelirken güneyde daha karanlık olduğunun görüldüğü belirtildi.
NASA'nın Uzay Teleskop Bilim Enstitütsü tarafından yapılan açıklamada, 'Bu değişimler büyük bir olasılıkla güneş alan kuzey kutbundaki buzun eriyerek daha sonra diğer kutupta yeniden donmasından kaynaklanıyor' denildi.
Ancak bazı gökbilimciler bu değişiklikler nedeniyle şok olduklarını dile getirdiler.
Southwest Araştırma Merkezi'nden Marc Buie, 'Bu değişimlerin bu kadar büyük çapta ve bu denli hızlı olması biraz şaşırttı bizi. Bu daha önce benzeri görülmemiş bir olay' dedi.
05 Şub 2010, 21:27
BekciMurtaza@
Eski üye
Kayıt: 15 Nis 2008, 00:33 Mesajlar: 1595
Re: plüton'a bir haller oluyor
"komutan lagaluga.... bi cisim yaklasiyooo!"
_________________ Video barbam et pallium, philosophum nondum video!!! Yani!..
"güneş sistemimizde, bilinmeyen diğer bir gezegenin varlığı, amerikalı astronomlarca 1972 yılında matematik olarak, kağıt üzerinde hesaplandı. 1984 yılında, 'kütlesi dünyadan çok daha büyük, ve spektral analizde koyu kırmızı renk veren bir gökcisminin pluton'un yörüngesi dolaylarından sisteme girmekte ve hızla yaklaşmakta olduğu' da, bir radyoastronomi uydusu aracılığıyla tesbit edildi... "miş...
08 Şub 2010, 01:06
BekciMurtaza@
Eski üye
Kayıt: 15 Nis 2008, 00:33 Mesajlar: 1595
Re: plüton'a bir haller oluyor
Haaa, oole desene, girmis bile ha, o zaman problem yok...
_________________ Video barbam et pallium, philosophum nondum video!!! Yani!..
08 Şub 2010, 01:20
umeyr türkî
Moderatör
Kayıt: 29 Nis 2008, 00:39 Mesajlar: 1121
Re: plüton'a bir haller oluyor
Na problema... işte öyle-ymiş..
08 Şub 2010, 02:11
umeyr türkî
Moderatör
Kayıt: 29 Nis 2008, 00:39 Mesajlar: 1121
Re: plüton'a bir haller oluyor
H Z . İ D R İ S (A.S.)
Hz. İdris, Hz. Şit aleyhisselamın torunlarından bir peygamberdir. Kendisine 30 suhuf kitap verildi. Asıl adı Ahnuh' (Hanuh) dur. Kur'an-ı Kerimde, çok kitap okuduğu için ona İdris lakabı verilmiştir. Ayrıca, kendisine peygamberlik, hikmet ve sultanlık verildiği için « müselles bin ni'me » (kendisine 3 nimet verilen ) de denilmiştir. İdris aleyhisselam'ın Babil veya Mısır'da Münif'de doğup yaşadığı rivayet edilmiştir. Babasının ismi Yerd'dir. Annesinin ismi Berre veya Esvet'tir. Kendisi Adem aleyhisselamın altıncı göbekten torunudur. Adem (a.s) kadar olan nesebi şöyledir: İdris (a.s) - Yerd - Mehlail - Kinan - Enus - Şit (a.s) - Adem (a.s). İdris aleyhisselamın pek çok evladı olmuştur. Bunlardan en meşhuru Metüselah'dir, çünkü Resulullah efendimizin nuru İdris aleyhisselamdan sonra ona geçmiştir. Adem aleyhisselam'in oğlu Kabil'in evladindan olan bir topluma peygamber gönderilmiştir.
Cebrail aleyhisselam 4 defa gelip ona Allah'in emir ve yasaklarını bildirmiştir. İdris aleyhisselamın bunları insanlara 105 veya 120 sene bildirdiği rivayet edilmiştir. Kendisine verilen bircok mucizelerden bazıları, ağaçlarda ne kadar yaprak olduğunu bilmesi, havadaki bulutlara çekilmeleri icin emir verebilmesi ve kendisinden sonra gelecek olan peygamberleri haber vermesi idi. İnsanlara peygamberimizin vasıflarını ve kendisinden sonra vukuu bulacak olan Nuh tufanını anlatmıştır. Ama ne yazik ki kendisine çok az kişi itaat etmiştir. İdris aleyhisselam 72 dil konuşurdu ve her kavmi hak dine kendi dili ile davet etmiştir. Kendisi 100 şehir kurmuştur. İnsanlara çok ilimler öğretmiştir. Bunlardan bazıları fen, tıp ve astronomidir. Kendisi kalem ile yazan ve iğne ile diken (bunun icin ona terzilerin piri de denilmiştir) ilk insandır. Bunlar tabiiki Allah'ın ona bir ihsanıdır. Yeryüzünün meskun (yerleşilmiş) yerlerini 4 bölgeye ayırıp her birisine bir vekil tayin etmiştir. ve bir müddet sonra Aşure gününde göge kaldırılmıştır « Kitapta İdris'i de an. Hakikaten o, pek doğru bir insan, bir peygamberdi .Onu üstün bir makama yücelttik » (El-Meryem, 56-57)
Bir rivayete göre eski Yunanlılar ve daha sonra gelen feylozoflar, fizik, kimya, ve tıp ilimlerini İdris aleyhisselamın kitaplarından almıştır. İdris aleyhisselam hakkında 4 ayet (Meryem; 56-57/Enbiya 85-86) inmiştir. Allahü Teala mübarek Kur'an-ı Kerim'de: « İsmail'i, İdris'i ve Zülkif'i de (yadet). Hepsi de sabreden kimselerdendi. Onları rahmetimize kabul ettik. Onlar hakikaten iyi kimselerdi » (El-Enbiya, 85-86) buyurmuştur. (yadet'mek: anmak, adını anmak, hatıra getirmek, hatırlamak, M.K.). Peygamberimiz Muhammed sallallahu (a.s.) de bir hadis-i şerifinde: « Ben (Mirac gecesinde) dördüncü kat semada (gökte) İdris (peygamber) ile karşılaştım. Cibril bana:" Bu gördüğün İdris'dir. Ona selam ver" dedi. Ben de ona selam verdim. O da benim selamıma cevap verdi. Sonra bana:" Merhaba salih kardeş, salih peygamber" dedi » buyurmuştur. (Buhari, Müslim)
08 Şub 2010, 02:55
umeyr türkî
Moderatör
Kayıt: 29 Nis 2008, 00:39 Mesajlar: 1121
Re: plüton'a bir haller oluyor
Hz İDRÎS
Kıır'ân-ı Kerim'de adı geçen peygamberlerden bîri. Kur'an'da sadece iki yerde doğrudan zikredilmektedir. Bunların birinde, "Ki*tapta İdris'İ de an; çünkü o çok sadık bir peygamberdi. Biz onu yüce bir makamayükselttik [1][534] diğerinde. "İsmail'i, İdris'i, Zülkifl'i de hatırla. Bun*ların hepsi sabredenlerdendi. Onları rah*metimize kabul ettik. Onlar hakikaten İyi kimselerdendi [2][535] de*nilmektedir. Kur'an'da İdrîs'le ilgili olarak "ağlayarak secde etme, doğruya ulaştırıl*ma, seçkin kılınma [3][536] şa*nının ve mekânının üstün ve yüce olma*sı [4][537] sabredici olma [5][538] sıddîk ve nebî olma [6][539] gibi nitelikler de yer al*maktadır.[7][540] Hadisler*de İdrîs'ten sadece mi'rac hadisesi do-iayısıyla bahsedilir. Hz. Peygamber onun*la bazı rivayetlere göre ikinci, hadislerin çoğunluğuna göre ise dördüncü kat se*mada karşılaşmıştır.[8][541] İdrîs'le ilgili olarak gerek tarih, tabakat ve tefsir kitaplarında gerekse kısas-ı en*biyâ türü eserlerde oldukça farklı ve ay*rıntılı rivayetler yer almakta, idrîs kelime*sinin menşei ve anlamına dair çeşitli gö*rüşler ileri sürülmektedir. Arap lugatçı-lan, idrîsin yabancı bir kelime olduğunu belirtmektedir.[9][542] Aioys Sprenger ve Eickmann gibi bazı Batılılar ise kelimenin Arapça olduğu görüşündedir.[10][543] Bazı İslâmî kaynaklarda İdrîs'in asıl adının Uhnûh (Ahnûh) olduğu. Allah'ın kitabını çok okuduğu için kendisine İdrîs denildiği nakledilirse de [11][544] bu görüş doğru ka*bul edilmemektedir. İdrîs kelimesinin İb-rânîce ve Süryânîce'de aslının bulunma*dığı nakledildiği gibi "ders" kökünden "if îl" kalıbında Arapça bir kelime olup İb-rânîce'de "öğretti, alıştırdı, eğitti" anla*mındaki "hnh" kelimesinin tercümesi ol*duğu da ileri sürülmüştür.[12][545] Zemahşe-rî. idrîsin ders kökünden Arapça bir keli*me olduğu, Allah'ın kitabını çok okuyup incelediği için kendisine bu ismin verildi*ği yolundaki görüşü reddeder.[13][546] Modern çalışmaların çoğunda idrîs ke*limesinin Arapça olmadığı kabul edilmek*te, fakat hangi dilden geldiği hususunda farklı görüşler ileri sürülmektedir. Theo-dor Nöldeke, önceleri kelimenin Theodo-ros'tan geldiğine kani iken daha sonra bir havarinin adı olan Andreas'ın Süryânîce kanalıyla gelen Arapça şekli olduğunu ile*ri sürmüştür. Richard Hartmann da İdrîs adının Andreas'tan geldiğini düşünmek*te, ancak bunun bir havari değil Büyük İskender'in âb-ı hayâtı aramaya çıkarken yanına aldığı aşçısının adı olduğunu söylemektedir. Grimme,kelimenin Güney Arabistan menşeli ola*bileceğini belirtmişse de Güney Arabistan kitabelerinde böyle bir isme rastlanma*mıştır [14][547] Paul Casanova. id-rîsin aslının "ezra" olduğunu, buradan Grekçe'ye "esdras" olarak geçtiğini, ora*dan da idrîse dönüştüğünü öne sürmek*tedir.[15][548] C. H. Toy, idrîs kelimesinin Mopsuestialı Theodo-re'dan geldiğini iddia ederken Albright kelimeyi Hermes-Poemandres'e bağlar.[16][549] İdrîs kelimesinin menşeine dair bu gö*rüşler İdrîs'in kimliğiyle ilgili tartışmaları da beraberinde getirmektedir. Müslüman müellifler, Kur'an'daki bilgilerden hare*ketle ve Kur'an dışı kaynaklardan. Özellik*le de Kitâb-i Mukaddes, apokrif eserler ve rabbânî literatürden faydalanarak İdrîs'i, Kitâb-ı Mukaddeste yer alan ve semaya kaldırılmış olan şahsiyetlerden [17][550] biri olarak kabul etmişlerdir. Diğer taraftan İdrîs, Hermes'le de bir sayılmış*tır. İbnü'i-Kiftî, İdrîs'le ilgili şu görüşleri nakleder: Bazıları onun Mısır'da doğdu*ğunu ve adının Hermesü'l-Herâmise ol*duğunu söylemektedir. Yunanca'da adı Ermiş olup Arapça'ya Hermes olarak geç*tiğini söyleyenler de vardır. İbrânîler ona Hanûh demektedir, bu isim Uhnûh olarak Arapçalaştırılmiştır. Allah kitabında onu İdrîs olarak adlandırmaktadır.[18][551] Bîrûnî, Hermes'e İdrîs de denildiğini, bazılarının Buda'yı Hermes olarak kabul ettiklerini nakleder.[19][552] Müslüman müelliflerin hepsi İdrîs'in. Kitâb-ı Mukaddesteki rivayete göre ebe*dî hayata ermiş olan veya Kitâb-ı Mukad*des dışı yahudi dinî literatürüne göre öl*meden cennete giren Hanok (Honoch) ol*duğunu kabul eder. Bu görüşü benimse*yen ilk müellif Taberî'dir.[20][553] Fahreddin er-Râzî [21][554] Nesefi [22][555] İbnü'l-Esîr ve diğer müfessir-ler de İbrânîler'in Uhnûh'u ile müslüman-lann İdrîs'inin aynı kişi olduğunu söyle*mektedir. İslâmî kaynaklarda Uhnûh, Batı dillerin*de Enoch ve Henoch olarak zikredilen Ha*nok isminin aslı İbrânîce Hanok'tur. Ha*nok, Kitâb-ı Mukaddes'te dört farklı şah*sın ve bir şehrin adı olarak geçer. Konuyla ilgili olan Hanok, Âdem oğlu Şît oğlu Enoş oğlu Ken'ân oğlu Mahalâlel'in oğlu Yared'in oğludur.[23][556] Tevrat'a göre İbrânîce'de "ders vermek, aydınlat*mak" anlamlarına gelen Hanok [24][557] altmış beş yaşında Metuşelah'ın ba*bası olur; daha sonra 300 yıi Allah ile yü*rür, oğullan ve kızları doğar ve toplam 365 yıl yaşar. Nihayet gözden kaybolur, çünkü onu Allah almıştır [25][558] şu halde o ölmemiştir.[26][559] "Allah ile yürüdü" ifadesi bir öv*gü olup Hanok dışında sadece tufan ön*cesi şahsiyetlerden Nün için kullanılmış*tır.[27][560] Ahd-i Atîk'in Katolikler'ce kutsal sayılan Siracide bölümünde Hanok'un rabbin rızâsını kazan*dığı, yeryüzünden alındığı, ona benzer hiç kimsenin yaratılmadığı belirtilmektedir. Hanok, Âdem'den sonra yedinci nesildir.[28][561] Kendisin*den öncekilere ve sonrakilere göre ömrü kısadır. Hanok'un semaya yükseltilmesi imtiyazı daha sonra Peygamber İlyâ'ya da bahşedilecektir.[29][562] Hakkında Kitâb-ı Mukaddes dışında Tal-mud ve Midraş ile apokrif literatürde de bilgiler bulunan Hanok'un bir peygamber mi yoksa kutsî bir şahsiyet mi olduğu ko*nusu yahudi âlimleri arasında tartışma*lıdır. Aggadah'ta (yahudilerin Talmud ve Midraş'ın kıssalar, efsaneler, alıntılar, dar*bımeseller, folklorlktemalariçeren bölüm*lerine verdikleri isim) Hanok, ölüm acısı*nı duymadan cennete giren dokuz sadık insandan biri olarak gösterilir. Yahudi kaynaklarındaki bilgilere göre Hanok, gizli bir yerde sadık bir insan ola*rak yaşarken bir melek kendisine gelir ve bu inzivadan çıkıp Tann'nın yolunda git*meleri için insanlara öğretmenlikyapma-sıni ister. Bunun üzerine Hanok 243 yıl öğ*retmenlik (peygamberlik) yapar ve bu dö*nemde dünya huzur ve barışla dolar; hatta bütün krallar ve prensler ona boyun eğer. İnsanoğluna yaptığı hizmetle*re karşılık Allah onu gökte de meleklerin kralı yapmaya karar verir ve şimşek gibi savaş atlarının çektiği alev saçan bir ara*bayla kendisini semaya alır. Allah Hanok'a muhteşem bir elbise ve gözleri kamaştı*ran bir taç giydirir. Ona hikmetin bütün kapılarını açar ve kendisine "Metatron" [30][563] adını verir, bedenini bir şuleye dönüş*türür, onu fırtına, kasırga ve gök gürle-mesiyle kuşatır.[31][564] Hanok, mistikyahudi grupları içerisin*de kendisine büyük önem verilen bir şah*siyettir. Bu gruplara göre bazı melekler özel bir mazhariyete erişmiş olup bunla*rın en başında Metatron yer alır. Böylece o başmelektir ve diğerlerinin prensidir. Merkabah literatürüne göre Metatron. Hanok'un beşerîlikten kurtulmuş ve melekleşmiş hali olup göğe alındıktan sonra orada insanların amellerinin kaydını tut*maktadır.[32][565] Kabbalistler'e gö*re de altı harfle yazılmış olan Metatron Hanok'tur, fakat o yeryüzündedir. Zohar kitabına göre Hanok, Âdem'in nesillerin*den her birinin kitapları gibi bir kitap sa*hibidir. Onun kitabı "hikmetin sırrfdır.[33][566] Dünyanın sonuna doğru Hanok, Eliya (İlyâ, İlyâs) ile beraber "yol açıcı" ve "hazırlayıcı", dolayısıyla meh-dî rolünü oynayacaktır. Bunlara göre Ha*nok rnelekleşince Metatron adını almış ve nûrânîleşmiştir. Eliya da ölmemiş, gö*ğe çekilmiştir, fakat hâlâ beşerî formu*nu korumaktadır. Ancak Hanok ile Eİiya'-nın aynı şahıslar olup değişik isimlerle ifade edildiğini ileri sürenler de vardır.[34][567] Hanok'la ilgili kaynaklardan biri de apokrif kabul edilen "Hanok'un Kitabı"-dır. Üç farklı nüshası bulunan eserin Eti*yopya dilinde yazılmış olanında Hanok iyi insanlarla Allah arasında bir aracıdır. Se*mavî bir yolculuğa çıkar ve bu yolculukta bütün yaratılışın sırlarma, unsurlarına muttali olur.[35][568] Slav di*linde kaleme alınmış olanda ise Hanok'un meleğin kanadında yedi feleği ziyareti anlatılır. 0, yedinci kat semada Allah'yı ar*şa istiva etmiş olarak müşahede eder. ayrıca "mühürlü kitaplar"ı da görür. Tan*rı melek Vreveil'e. Hanok'a semanın ve arzın işleyiş düzenini ve diğer konulan anlatmasını, Hanok'a da bu anlatılanları 360 kitap içerisinde kaydetmesini emre*der.[36][569] Kur'ân-i Kerîm'de yer alan. "Biz onu yü*ce bir mekâna yükselttik" [37][570] ifadesinin neye delâlet ettiği husu*sunda farklı yorumlar yapılmıştır. Bazı*ları bunun İdrîs'in ruhunun kabzedildiği dördüncü veya altıncı kat sema olduğu*nu, bazıları bununla cennetin kastedildi*ğini, kimileri de ona peygamberlik veril*mesinin ima edildiğini söylemişlerdir.[38][571] Hz. İdrîs'in terzi olduğu, her İğne sap*layışında "sübhânellah" dediği, akşam ol*duğunda yeryüzünde ameli ondan daha üstün hiç kimsenin bulunmadığı da İbn Abbas'tan rivayet edilmiştir.[39][572] "Bizonu yüce bir mekâna yükselttik" mealindeki âyet açık*lanırken kendisine hem peygamberlik hem de otuz sahîfe verilmesi yanında kalemle yazı yazan, elbise diken, hesap ve yıldız ilmiyle meşgul olan ilk insanın İdrîs olduğu belirtilir.[40][573] İdrîs bazan İlyâ (İlyâs) ile aynı kişi sayıl*mıştır. Nitekim Abdullah b. Mes'ûd'dan nakledildiğine göre, "İlyâs da şüphe yok ki gönderilmiş peygamberlerdendi" [41][574] mealindeki âyetin tefsirin*de İbn Mes'ûd ile İbn Abbas, İlyâs ile İd-rîs'in aynı kişi olduğunu söylemişlerdir. Hatta İkrime bu âyetin İbn Mes'ûd mus-hafında, "İdrîs de şüphe yok ki gönderil*miş peygamberlerdendi" şeklinde yazılı olduğunu nakleder.[42][575] Nebî İdrîs'in uzun boylu, beyaz tenli, geniş göğüslü, iri karınlı, iri kemikli, vü*cudu hafif kıllı, gür saçlı, ince sesli, yu*muşak sözlü, kısa adımlı olduğuna dair rivayetler vardır.[43][576] Taberî'nin naklettiğine göre Allah ona peygamberlik verdiğinde Hz. Âdem 622 yaşında idi. Âdem ve Şît'ten sonra âde-moğlundan ilk peygamber odur. Allah ona otuz sahîfe vermiştir. Kâbiloğullan'na peygamber olarak gönderilmiş, kavmine tebliğde bulunup hak yola davet etmiş, onlardan Allah'a itaat etmelerini, şeyta*na karşı çıkmalarını istemiş, fakat kavmi onu dinlememiştir. İbn İshak'ın nakletti*ği bir rivayette ise Yared oğlu Uhnûh'un altmış beş yaşında Heddâne ile (Eddâne) evlendiği ve bu evlilikten Metuşelah adlı bir oğlunun olduğu belirtilir. Aynı rivayete göre Uhnûh semaya refedümeden önce yerine oğlunu bırakmıştır.[44][577] Hz. İdrîs'e ilâhî bilgileri ihtiva eden otuz sahîfe indirilmiştir. O, Âdem'in ve Şît'in sahîfelerini de kalbinin üzerinde taşırdı. Remil ilmi, hey'et, nücûm, hesap, tıp, ne*batların sırlan, garip sanatlar, yazı yaz*mak, dikiş dikmek, terazi kullanmak gibi meslek ve sanatları İdrîs İcat etmiştir. Sa-hlfelerinde semavî sırlar, ruhanîlere hük*metmenin yöntemleri, varlıkların özellik*leri gibi konulara dair bilgiler vardı. Çok sayıda talebesi olan İdrîs, yeryüzünde ilk defa demiri keşfedip ondan aletler yap*mış, ziraatı geliştirmiş, deri ve kumaşlar*dan elbise dikmiştir [45][578] Yıldızlar ve hesap il*miyle ilk meşgul olan kişi olduğu için Yu*nanlı hakîmier ona "Hermesü'l-hakîm" (Hermesü'I-Herâmise) demişlerdir.[46][579] İdrîs'in kimliği konusunda en çok ilgi çeken hususlardan biri de onun yarı efsa*nevî bir şahsiyet olan Hermes'le ilgisidir. İslâmî kaynaklarda üç Hermes'ten söz edilmekte olup her biri değişik özelliklere sahiptir. Bunlar Hermes (Hermesü'1-Herâmise), Bâbiili Hermes ve Mısırlı Hermes'-tir. Birinci Hermes hakkındaki rivayetler İdrîs'e dair anlatılanlara benzemekte, bazılarınca bunun Uhnûh ve İdrîs'le aynı kişi olduğu kabul edilmektedir. Bu Her*mes, gökler hakkında bilgiye sahip olan ve insanlara tıp konusunda bilgiler veren ilk insandır. Onun harflerin ve yazının mu*cidi olduğuna, insanlara giyinmeyi öğ*rettiğine de inanılır; ilk defa Allah'a iba*det etmek için evler bina etmiş. Nûh tu*fanını haber vermiştir.[47][580] İdrîs nebî motifi, gerek tasavvuf ve tek*ke şiirinde gerekse divan ve halk edebi*yatlarında geçmekte, Hz. İdrîs'in semaya urûcu, "Biz onu yüce bir mekâna yükselt*tik" âyetine [48][581] dayandırıl*makta ve mi'râciyyelerîn çoğunda onun urûcuna temas edilmektedir.
Bibliyografya :
Mustafavî, et-Tahkik, "drs" md.; Tâcü'l-'arûs, "drs" md.; Kamus Tercümesi, "drs" md.; Müs-ned.m, 148, 260; IV, 207,209; V, 143, 144; Bu-hârî, "Şalât", l,"Bed>ü'l-halk",6, "Enbiyâ5", 4, 5, "Tevhİd", 37; Müslim, "İmân", 259, 263, 264; Tirmizî, "Tefsîrül-Kur'ân", 19/ 3; Nesâî, "Şa*lât", 1; İbn kuteybe. e/-Macânf(Sâvî), s. 10; Ta*berî, Câmi'u'l-beyân, Beyrut 1984, XVI, 96-97; a.mif.. Târih (Ebü'J-Fazl). I, 169-173; Sa'lebî, 'Arâ'isü'i-mecalis, Beyrut 1985, s. 49-50; Bîrû-nî, ei-Âşârü'i-bâkıye (nşr. C. E. Sachau), Leipzig 1923, s. 206; Nesefı, Medârikü'l-Lenzil, İstan*bul 1984, III, 30, 38, 265; Zemahşerî, ei-Keşşâf (Beyrut), II, 513; Mevhûb b. Ahmed el-Cevâlîkî. el-Mucarreb (nşr. F Abdürrahîm}, Dımaşk 1410/ 1990, s. 102-103; Fahreddin er-Râzî, Mefâtî-hu'l-ğayb, XXI, 233; Ibnü'1-Esîr, el-Kâmil, I, 54-55, 59-62; Jbnü'I-Kıftî. ihbârü'l-'uiemâ1 (Lip-pert), s. 1-7; Beyzâvî. Enuârü't-tenzil, İstan*bul 1303, II, 40; Rabgûzî, Kısasü'l-enbiyâ: The Stories ofthe Prophets (nşr. ve trc. H. E. Boe-schoten v.dğr], Leiden 1995,1,40-43; İbn Kesîr, Tefsîrü'l-Kw'ân,V, 236; a.mlf., Kışaşü'l-enbi-yâ',1, 101-103; a.mlf., el-Bidâye, Beyrut 1981, I, 99-100; Fîrûzâbâdî, Beşâ'ir (nşr. M. Ali en-Neccâr), Beyrut, ts. (el-Mektebelü'1-ilmiyycl, VI, 51-52; Tecnd Tercemesi, IX, 88-89; Muham-med b. Muhammed Altıparmak, DelâiU Nübüu-uet-iMuhammedi (s.nşr. Sabri Yılmaz), İstanbul 1985,1, 220; Ni'metullah el-Cezâirî. Kışaşü'S-en-biyâ* (nşr. Hasan Akil), Beyrut 1417/1997, s. 81-89; Nişancızâde, Mir'ât-ı Kâinat (s.nşr. A. Faruk Meyan), İstanbul 1987, I, 124-128; Ahmed Cev*det Paşa. Kısas-ı Enbiyâ ue Teüârih-i Hulefa, İs*tanbul 1386/1966,1, 17-18; E. Palis. "Henoch", DB, III/l, s. 593-594; J. Horovitz, Koranische Untersu.chu.ngen, Berlin-Leipzig 1926, s. 88; D. Sidersky, Les origines des legendes musu.1-manes dans ie Coran el dans les uies desprophetes, Paris 1933, s. 21; C. C. Torrey, The Jeujish Foundation of İslam, Mew York 1933, s, 70-72; A. Jeffery. The Foreign Vocabulary of theQur'an,Qa\ro 1938, s. 51-52; Abdullah Ay*demir, Tefsirde İsrâiliyyal, Ankara 1979, s. 278-281; Metin Akar, Türk Edebiyatında Manzum Mi'râc-nâmeler, Ankara 1987, s. 247-248;Sey-yid Hüseyin Nasr, İslâm'da Düşünce ue Hayat, istanbul 1988, s. 151-153; Mahmut Erol Kılıç, İslam Kaynakları İşığında Hermes ue Hermeük Düşünce (yüksek lisans tezi, 1989), MÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 25-33, 36-50; Hasan el-Levâsânî, Teuârîhu'l-enbiyâ', Beyrut 1404/ 1984, s. 21-26; M. Asım Koksal, Peygamberler Tarihi, Ankara 1993, s. 79-84; Ahmet Lütfi Ka*zancı. Peygamberler Tarihi, istanbul 1997, I, 79-90; P. Casanova. "idrîs erouzair", JA, CCV (1924), s. 356-360; A. J. VVensinck, "İdrîs". İA, V/2, s. 933-934; G. Vajda. "ldris", E/3(Fr.),I!l, 1056-1057; Nahum M. Sama - David Flusser-HaTm Z'ew Hirschberg, "Eııoch", EJd., VI, 793-794; Yehoshua M. Grintz, "Enoch, Ethiopic Book of", a.e., VI, 795-797; Shlomo Pines, "Enoch, Slavonic Book of", a.e., VI, 797-799; Gersham Scholem, "Metatron", a.e., XI, 1443-1446; S. D. Fraade, "Enoch", ER, V, 116-118.
08 Şub 2010, 03:32
umeyr türkî
Moderatör
Kayıt: 29 Nis 2008, 00:39 Mesajlar: 1121
Re: plüton'a bir haller oluyor
“Ebu’l Hukemâ”: Hikmetin Atası Hermetik felsefenin İslâm düşünce tarihinden görünümü
“Dinler Tarihi”, “Felsefe Tarihi” ve “Bilim Tarihi” sahaları, tarihî (diyakronik) olarak geriye doğru götürüldüklerinde her üçünün kesiştiği bir hem-zaman (senkronik) nokta üzerinde müşterek bir motifin durduğu görülecektir. Farklı gelenek ve kültürlerde değişik isimler altında tezâhür eden bu figür daha çok hâkim greko-latin kültüründe çağrıldığı şekli olan “Hermes” ismiyle şöhret bulmuştur. Felsefe tarihinde, bilim tarihinde ve edebiyat tarihinde mitolojik ve yarı-mitolojik bir görünüm altında karşımıza çıkan bu figürün dinler tarihi sahasında bir peygamber ile özdeşleşerek daha tarihsel bir zemine oturduğu göze çarpar. Eski Mısır dinindeki “Toth”u, İbrânî dinindeki “Uhnuh”u, Budizmdeki “Buda”yı, Zerdüştlükteki “Hûşeng”i ve İslâm dinindeki “İdris”i hep bu“Hermes” karşılığı olarak düşünme bir bakıma modern anlamdaki mukayeseli dinler çalışmalarının da başlangıç noktasını oluşturacaktır. Bu motifin farklı isimler altında tezâhür edişini tevhîd etme çabalarında, meselâ İbranilerin “Uhnuh”u ile Müslümanların “İdris”inin aynı şahıslar olduğunu ileri süren Taberî1 ve Fahreddin Râzî2 gibi düşünürlere Bîrunî ve benzerlerinin “Buda” da olabileceği ihtimalini katmaları3 bu karşılıklı irtibat ağının kapsamının ne kadar geniş olduğunu gözler önüne sermektedir. Pek kabul görmese de onun daha geç döneme âit bir şahıs, meselâ Yeni-Fisagorcu Ammonius Saccas (ki o çok sonraki Hermesçilerdendir) veya İskender’in beraberce âb-ı hayatı aramaya çıktığı aşçısı Andreas olduğunu dahi ileri sürenler olmuştur. Mâmâfih ondan bahseden efsanevî rivâyetlerle örülü bir takım yazılı metinleri çözmeye tâbî tuttuğumuzda söz konusu bu rivâyetler arasındaki bütün farklılıklara rağmen “Hermes” motifinin bütün kültür ve medeniyetlerde asgarî şu üç özelliğe sahip oluşta birleştiklerini de görürüz. Onun ne kadar evrensel bir kimlik olduğunu ispatlayıcı bu özellikler şunlardır:
a-) Bir şekilde Tufan’la beraber anılır; Yâni ya ondan önce veyahut sonra yaşamıştır.
b-) Bütün kültürlerde seçkin, bilgili, nebî veya velî bir kişiliği vardır.
c-) En dikkat çekici olanı da bütün geleneklerde onun yüce bir makâma çıkmış olması, ölmemesidir.
Mitolojide Hermes “Hermes” kelimesinin etimolojik kökeni hakkında farklı görüşler vardır. Bu kelimenin aslının Süryânice olduğu ve “Âlim” anlamına geldiğini söyleyenlere göre “Hermesü’l-herâmise” tamlaması “Âlimlerin âlimi” demek olur. Mandeistler, nûr meleklerinden biri olan Zehrun’u güneş feleği ile özdeşleştirdiklerinden “Hürmüz” ya da “Hermez” kelimelerinin buradan geldiği ve daha sonra Sâbiîlerce “Hermes”e dönüştürülmüş olabileceği ihtimali üzerinde de durulur. Çünkü Sâbiîler Mısır’lı “Hermes”i peygamberlerinden biri olarak görmekteydiler. Ayrıca Sâbiîlerin “Hermes” için kullandıkları “Buzasaf” ismi ile “Budha” ismi arasında bir etimolojik benzerlik de göze çarpmaktadır. İbranîlere göre ise onun adı “Uhnûh”tur ve “ders vermek”, “inâbe vermek” ya da “aydınlatmak” anlamlarına gelir.4 Bu durumda “Uhnuh” ismi de if’al babından “çok ders vermek, çok ders çalışmak” anlamlarına gelir ki buradan da Arapça’da gayri munsarif cemî bir kelime olarak “İdris” ismi türetilir.5 Diğer bir görüşte ise eski Mısır tanrılarından “Ahnaton” kelimesinin “Uhnuh”a, “Oziris” kelimesinin de “İdris”e dönmüş olabileceği ileri sürülür.6 Tarihçi Mes’udî “Hermes” kelimesinin Utarid demek olduğunu söylerken ona tarihî oluştan ziyâde kozmik bir yer biçer7. Zaten Hind geleneğinde de bir felekî Budha bir de tarihî Budha bulunmaktadır. Tarihî Budha’nın annesinin adı Maya’dır. Grek mitolojisindeki Hermes’in annesinin adının da Maia olması hayli ilginç mukayeseler ortaya çıkarır. Pers kültüründe ise ona “Hûşeng” adı verilir ve onlara göre ulvî şeylerden ilk bahseden odur ve dedesi Adem (Giyomert) gündüzün ve gecenin saatlerini ona öğretmiştir. Ayrıca Zerdüştlükteki “Daena” kavramı ile Hermesçiliğin “Tam Tabiat” kavramı arasında şaşırtıcı benzerlikler bulunmaktadır.
Bütün bu efsânevî rivâyetlere göre ilk defa mâbed inşa edip içerisinde Allah’a ibadet eden, Tıb bilimi hakkında ilk konuşan ve Tufan’ın geleceğini de ilk o haber veren bu kimsedir. Onun hikmetin kaybolmasından korktuğu için “el-Barbâ” (çoğulu:barâbî) ve Panopolis (Ihmîm) isimli piramidleri inşâ ederek kendinden sonra gelecekler için bütün ilimlerin formüllerini bunların iç duvarlarına kazıdığı da rivâyet edilir. Bu yüzden “Hermes” kelimesi ile “Ehram” kelimesi arasında da bir irtibat kurulur8. Homerik ilâhilerde ondan “Taş yığınına ait” diye söz edilmesi de bu görüşü destekler mahiyettedir9. Onun tarafından iç duvarlara kazınıldığı rivâyet edilen bu yazılara da “hiyografi”, yani “kutsal harfler” denilir. Zîra o, hikmetin ehil olmayan ellere geçmesini önlemek için bu şekilde bir sembolik yazı kullanmıştır. Buna aynı zamanda “Enoh Harfleri” de denilir. Bir diğer efsâneye göre Enoh, Tanrı’nın dokuz kat semaya yükselttikden sonra kendisine söylemiş olduğu gerçek adını (İsm-i Âzam) tepesi aşağıya doğru üçgen şeklindeki bir altın plaka üzerine kazımış ve bu altın plakayı bir akik taş üzerine yuvalamıştır. Sonra derin bir çukur kazıp içine üstüste dokuz tane kubbeli oda yapmış ve akik taşı en alttaki odaya sakladıktan sonra hepsinin üzerine bir mâbed inşâ etmiştir. Taşköprülüzâde’de10 bütün bu rivâyetlerin yansımalarını şöyle görmekteyiz:”İdris aleyhisselâm Nuh”tan öncedir denildi. Bazıları peygamberlik mansıbı verilenlerin birincisidir dediler. Adı Ahnuh b. Berd b. Mehlâil b. Enuş b. Kaytân b. Şit b. Adem’dir. Vehb “Nuh’un dedesi Ahnûh’tur” dedi. İdris ismi Süryanicedir. Bazıları, Arapçadır ve dirâsetten türemedir, çünkü suhûfu çok okur, tedris ederdi dediler. Eski Yunanlıların Hermes dedikleri kimse ve daha sonraki feylozofları fizik, kimya ve tıp bilgilerini İdris aleyhisselâm’ın kitabından çaldılar”. Bunun yanısıra Mehmed Ali Aynî ise; “...Hakikat halde Hermes bir ism-i cinstir. “Manou”, “Boudha” gibi. Yani hem bir âdeme, hem bir tarîka ve hem bir mâbûda delâlet eder. Hermes, bir âdem olmak îtibârîyle Mısır’ın en eski ve büyük bir mürşididir. Tarîk olmak üzere de kendisine anânât-ı gaybiyye ve esrâr-ı bâtınıyye emânet edilmiş olan rehberler demektir. Mâbûd mânasına gelirse Utarid’e işaret eder. Zîra Utarid’i kendi sipehriyle beraber esrâr-ı lâhutiyyeye vâkıf bir sınıf ervâha teşbîh etmişlerdir...”11diyerek tek bir “Hermes”ten değil ancak Hermeslerden bahsedilebileceği görüşünde olanlara iştirak eder. Onlara göre bu bir özel isim değil bir sıfat, bir cins isim ve hatta bir lakap olduğundan tek bir kişiye değil de gaybî ve sırrî ilimlerde otorite olan bir takım şahsiyetlere verilen ortak bir ünvandır.
Platon’un iki yerde12 aritmetiğin, cebirin, geometrinin, yazının ve diğer bazı ilimlerin kurucusu olarak bir Mısır ilahî kişisi olan “Theuth”tan bahsettiği görülür. Zîrâ eski Mısırlılar onu “Thoth”, “Tahuti”, “Thech”, “Tat” gibi isimlerle anarlardı ki bu kelime “Mürşid” veya “Öğretmen” anlamlarına gelmekteydi. Mısırlıların bu ismi “Aa Aa Tehuti” şeklinde telaffuz ettikleri söylenir ki buradaki “Aa Aa”; “Üç kere büyük” anlamına gelir. Grekler de bu ifâdeyi “Trismegistos” olarak kendi dillerine çevirince bunun anlamı üzerinde hayli farklı yorumlar gelişir. Bazı Müslüman düşünürler bu üçlü oluşa “Üç kere hikmetlenmiş” (Müselles bi’l-hikme) anlamını verirlerken bunu nîmetler üçgeni dedikleri Nübüvvet, Hikmet ve Hilâfet’in Allah tarafından ona bahşedilmesi olarak anlamaya meylederler.13 Diğer bazı müellifler ise bundan üç ayrı tarihî Hermes olduğu anlamını çıkarırlar. Meselâ Ebû Ma’şer el-Belhî’nin (ö.272/885) Kitabu’l-Ulûf’unda şöyle dediği rivâyet edilir: “Hermes adıyla anılan üç şahıs vardır. Birinci Hermes -ki üçlü lütûf ona ihsan olmuştu ve tufandan önce yaşamıştı. “Hermes” kelimesi bir ünvandır. Tıpkı Kayser ve Hüsrev gibi. İkinci Hermes, Babilli idi. Kildanilerin şehri Babil’de yaşadı. Tufandan sonra Nibrizerbanî ? zamanında hayat sürdü. Tıp ve felsefede üstad idi. Sayıların özellikleri hakkında bilgi sahibi idi. Aritmetikçi Pitagoras onun talebesiydi. Kildanilerin bu şehirleri doğunun felsefeciler şehriydi. Üçüncü Hermes ise Mısır şehrinde Tufandan sonra yaşamıştı. Zehirler ve hayvanlar üzerinde kitapları vardı. Tabib ve felsefeciydi. Şehirler kurmada ustaydı. Simya ve onun tekniklerine dair kıymetli eserler yazdı. Suriye’de Ansklepius isimli bir öğrencisi vardı...” .14
Hermes’in Eski Mısır rivâyetindeki efsanevî şahsiyeti ve bu efsânevî kimliğe atfedilen düşünceleri daha sonraki Yunan ve İslâm felsefî geleneklerindeki muhteva ile hayli ilginç benzerlikler gösterir. Yine efsaneye göre Thoth, İsis ve Oziris’in oğlu olan güneş-tanrısı Horus’un oğludur. Hiyeografik yazıtlara göre Toth, Tanrı Ptah’ın kalbi ve dilidir ve aynı zamanda onun haberlerinin taşıyıcısıdır (Hermeneutes). İ.Ö.300’lü yıllara gelindiğinde işte bu “Toth” ve “Hermes” figürlerinin özdeşleştirilmeye başlandığına şahit oluruz. Herodot, “Toth”un “Hermes” olduğunu, Yahudi alim Profiat Duran da “Enoh”un “Hermes” olduğunu ileri sürerler.15 Ancak Mısırlı “Toth”un Yunanlı “Hermes” olması sürecinde “Toth” varlığının saf semâvî olan yanını kaybetmiş ve bir takım kozmik güçlere sahip bir Grek tanrısı haline gelmekten de kaçamamıştır. Daha sonraları ortaya çıkacak olan “Hermesçilik” akımının saf metafizikten ziyâde doğa bilimleri ve majiyle ilgilenmesinin temellerinin de bu decadance’da yattığı bir gerçektir. Bununla beraber eski Yunan’da Hermes’in arz ile sema arasında bağ kurucu ve yukarının yorumcusu (hermesneuta) olarak görülmesi her ne kadar bu geçişte bir dönüşüme uğramışsa da bazı yönlerinin halâ muhâfaza edildiğini de gösterir. Bugün adına “Hermenötik” denilen yorum ilmi işte onun bu fonksiyonundan neşet etmiştir. Yunan’a geçince o artık bir tabibler, müzisyenler, tüccarlar, yolcular, çobanlar ve de en önemlisi ilham tanrısıdır. İbranî Makkaba mistiklerinde olduğu gibi burada da rüzgarların, bulutların, şimşeklerin ve diğer bazı tabiat olaylarının tanrısıdır. Ayrıca eski Yunanlılara göre insan öldükten sonra onun ruhu bir nefes, bir rüzgar gibi çıkıp giderdi. İşte rüzgarların Tanrısı Hermes bu gökte başıboş gezen ruhları toplar ve yargılanmak üzere yüksek mahkemeye sevkederdi. Elinde tıpkı Toth’unki gibi bir asa vardır ki bu özelliği de Mısır Toth’unun ölüleri yargılaması sahnesindeki durumuna benzemektedir. Diğer bir ilginç benzerlik de Mısır’lı Toth’a atfedilen Hermetik Külliyat’ın en baş risalesi olan Poiemander’in Grekçe “İnsanların Çobanı” anlamına gelmesidir ki bu da Yunan mitolojisindeki “Hermes’in Çobanı” öyküsüne benzemektedir.16 Ayrıca yedi telli lir sahibi Orfe ile yedinci patriyark olan Enoh arasında da bir irtibat kurulur ve Hermes’e 7 sayısı atfedilir. Ayrıca “Enoichion” kelimesinin Grekçede “İç gözü, kalp gözü” anlamlarına gelmesi de yine ilginç iç bağlantıların kurulmasını sağlar.
Romalılar ise ona “Merkür” ya da “Merkür Trismegiste” adını verirlerdi. Çiçero’ya göre, Argus’u öldüren beşinci Merküri bu olay üzerine Mısır’a kaçmak zorunda kaldı ve orada Mısırlılara kanunlar ve öğütler verdi. Mısırlılar ona Theuth adını verdiler ve yılın birinci ayını (September-Eylül) onun adıyla andılar. Bu nakli Çiçero’dan yapan Lactantius ilave olarak Hermopolis kentini kuranın da o olduğunu ve bu şahsın Platon’dan Pithagoras’dan ve hatta Yedi Bilge’den de çok daha önce yaşadığını söyleyerek onun antikliğini savunur. Tertullian “Enoh’un Kitabı”nın tufan öncesine ait olduğunu ve Nuh’un gemisinin kitaplığındaki kitaplardan birisi olduğunu söyler. Vergicus onun Hz.Musa’dan önce yaşadığını, Patricius Hz. Musa’dan az önce yaşadığını, Flussas Candala ise onun Hz. İbrahim’in çağdaşı olduğunu söylerlerken Isaac Casaubon, Isaac Voss ve Büyük Fabricius gibi yazarlar onun Hz. Musa bir yana Homeros’dan bile geriye götürülemeyeceğini iddia ederler.
Ebu’l Ferec (Bar Hebraeus) ise Tarih’inde şöyle söyler: “Tanrı, Enoh’u kendi nezdine yükselttiği zaman [oğlu veya torunu] Asklepious son derece mahzun oldu. Çünkü yeryüzü ve sakinleri onun bereketinden ve hikmetinden mahrum olmuştu. O da onun, semaya yükselen bir adam şeklinde akıllara hayret veren bir resmini yaptırmış ve ibadet ettiği mabede Hermes’in bir heykelini koydurmuştu. Mabede girdikçe, sağlığında nasıl karşısına geçip oturursa öylece oturuyor ve böylece feyiz alıyordu. Denilir ki yeryüzünde heykellere tapınma ilk kez bununla başlamıştır. Çok zaman sonra da Yunanlılar bu heykelin Asklepious’a ait olduğunu zannederek ona son derece saygı göstermeye ve onun huzurunda and içmeğe başladılar. Hipokrates her tabibin onun adıyla konuşmaya başlamasını ve her tabibin ona benzemeye çalışmasını isterdi”.17
İslâm Kültüründe Toth/Enoh/Hermes ve İdris/İlyas/Hızır İlişkisi İslam kültüründe İdris peygamberin mukâbili olarak “Hermes”in düşünülmesinde ya Yunan versiyonunun veya İbrânî versiyonunun (isrâiliyyât) bazı izleri açıkça görülür. Felsefî literatürde ilki, din ilimleri sahasında ise daha çok ikincisi baskındır. Zâten cevherî (perennial) bir motif olması hasebiyle onun Kitab-ı Mukaddes’te geçen kıssası ile Kur’an’da geçen kıssası arasında bazı benzeşmelerin bulunması bu şekilde düşünmeye zemîn hazırlayan en başlıca âmildir. Yânî; “Enoh”(Uhnuh); a-) dindar bir insandır, b-) yeryüzünde 365 sene yaşamıştır, c-) ölmemiş göğe çekilmiştir (Tekvin, V/23 v.d). Kur’an ’da İdris’den iki yerde doğrudan bahis bulunmaktadır. İlki;”Kitapta İdris’i de an; çünkü o çok sadık bir Peygamberdi. Biz onu yüce bir mekâna yükselttik” (Meryem, 56-57); İkincisi ise “İsmail’i, İdris’i, Zül-kiflide hatırla. Bunların her biri sabredenlerdendi” (Enbiya, 85) şeklindedir.18 Fakat ilginç olan”Ve İlyas da şüphe yok ki gönderilmiş peygamberlerdendi”(Saffat, 123) ayetinin tefsirinde İbn Abbas ve İbn Mes’ud’un buradaki “İlyas”ı İdris olarak tefsir etmeleridir ki bu rivâyet daha sonra İlyas/İdris berâberliğinin Hızır motifine dönüşmesinde de temel teşkil edecektir. Hatta İbn Mes’ud’un kendi mushafında bu ayeti “İdris” olarak imlâ etmiş olduğu dahi rivayet edilir.19 Ayrıca Saffat suresi 130. ayette geçen "İlyâsîn"den maksadın hem “İlyâslar” hem de “İlyâslık” sıfatı mânâsı olduğu söylenir ki bu İlyâslık fonksiyonundan “Hızır” motifi doğar.20 Bu durumda İdris, İlyâs ve Hızır bir ve aynı hakikatin değişik zaman ve fonksiyonlarda aldıkları farklı isimler olmaktadır. Ayrıca İdris hakkındaki bazı rivayetler arasında yer alan onun miraçta Hz. Muhammed ile dördüncü kat semada görüşmesi hadisesini yukarıda nakledilen dördüncü feleğin Güneş feleği olduğu yorumuyla beraber aldığımızda mitolojik rivayetlerde geçen güneş feleğinin sorumlusu Hermes/Toth ile arasındaki ilişki daha da belirginleşir. İki çağdaş ve püriten müfessirden Seyyid Kutub’un Fîzilâli’l-Kur’an21 isimli tefsirinde İdris ile Mısır’lı Toth arasında, Ebu’l-Alâ el-Mevdudî’nin Tefhîmu’l-Kur’an’ında22 ise İdris ile Enoh arasında irtibat kurulması yine hep bu motifin değişik geleneklerde yer alan farklı rivayetleri arasında tevhîd edilme çabalarından başka bir şey değildir. Afîfî ise gerek el-Kıftî’nin, gerek İbn Ebî Useybia’nın ve gerekse Yâkubî’nin Hermes-Enoh-İdris özdeşleştirmesini Kindî’nin çağdaşı ünlü Yahudi astroloğu Ebu Ma’şer’den aldıklarını ileri sürer.23 Hâsılı Müslümanların bu konudaki yorumlarının geniş bir yelpazeye oturduğu Nişancızâde’nin şu örneğinde de çok açık bir şekilde görülür: “Hz.İdris’in (a.s) mucizeleri reml ilmi olup, hey’et, nücûm, hesab, tıb, nebatların sırları ve nice acîb ilimler, garib sanatlar, yazı yazmak, dikiş dikmek, terazi kullanmak gibi şeyler hep ondan zâhir olmuştur. Sahifelerinde semavî sırlar, ruhanilere hükmetmek, acîb ilimler, varlıkların özellikleri ve her çeşit bilinmeyen şeyler vardı. Harflerin özellikleri ilminde bir kitap yazdı. Aristo ve nice bilginler buna şerhler yazdılar. Daha bir çok kitaplar yazmış olup, çok sayıda talebesi vardı. Mısır’da Münif şehrinde doğmuş ve yaşamıştır. Dünyanın her tarafını gezmiş, yine Mısır’a gelmiştir. Bazı kitaplarda yazar ki, ilmin menbaı, hikmet ve nazarî ilimlerin üstadı idi. Seneleri ve hesabı insanlara öğretti. Zamanı halkına gelecek bütün peygamberlerden ve Tufan’dan haber verdi ve son Peygamber Muhammed Mustafa Hazretlerinin (S.A.V) güzel sıfatlarını beyân etmiş idi... İdris’de Allah-u Teala’nın ihsanı ile Peygamberlik, hikmet ve hilafet toplanmıştı. Bunlara “Nimetler üçgeni” denir. Halkını üç kısım etti; biri melikler ve amirler, biri kahinler ve alimler, biri de avam ve reâya idi” .24
Şîa’nın en geniş rivâyet ansiklopedisi olan Meclisî’nin Bihâru’l-Envâr’ında25 “İdris’in Sahifesi” isimli bir bölüm vardır. Tahran Üniversitesi Kütüphanesi (Danişgâh) Nr.955’de kayıtlı yüz küsur sayfalık bir es-Suhufu’l-İdrîsiyye nüshası daha bulunmaktadır. Ayrıca Ebu Bekir Muhammed b. Hasan el-Nahvî’nin Yunancadan Arapçaya çevirmiş olduğu “Sifr-i İdris”ten bazı parçalar Sprenger tarafından1856 yılında Journal of Asian Society of Bengal dergisinde yayınlanmıştır. Sprenger bu apokrifik metnin Enoh’un Kitabı’nın Arapça tercümesi olabileceğini söyler. Keşfu’z-Zünun’dan26 öğrendiğimize göre İbn Seb’în bu Sifr-i İdris’e bir şerh yazmıştır. Bu “Sifr-i İdris” veya “Sahife-i İdris” daha çok İdris’in hikmetli sözlerini içerdiğinden ancak Hermetik Külliyat içerisinden Poimander ile mukayese edilebilir.
Daha önce de temas ettiğimiz gibi bazı müslüman düşünürler ise “Hermesü’l-müselles” tabirinden herbiri değişik özelliklere sahip üç tane Hermes olduğu sonucunu çıkarırlar.
Onlara göre “Birinci Hermes” veya “Hermesü’l-Herâmise”nin Gauomarth’ın sülâlesinden geldiği ve Uhnuh ve İdris ile aynı olduğu kabul edilir ve insanlara gökler hakkında ve tıp konusunda bilgiler veren ilk insandır. Harflerin ve yazının mûcidi olduğuna ve insanlara giyinmeyi öğrettiğine inanılır. Ayrıca Allah’a ibadet için evler bina eden ve Nuh tufanından haber veren de odur.
“İkinci Hermes” ya da “Bâbilli Hermes” ise Tufandan sonra Bâbil’de yaşamıştır. Tıp, felsefe ve sayıların havassı ilmi (ilmu havâssi’l- erkâm) üstâdıdır. Tufandan sonra ilim ve hikmeti yeniden ihya eden kişidir. Nemrud’un tahribinden sonra Bâbil’i yeniden inşa eden de odur. Ayrıca Pithagor’un üstâdıdır. “Üç Kere Hikmetli Hermes”in (Hermes Trismegistos) bu olduğu söylenir. Bu ikinci Hermes ile ilgili isrâiliyat türünden şöyle bir efsânevî öyküye de yer verilir. Rivâyete göre Nuh’un iki üvey kardeşi daha vardır. Tufan’dan önce bu iki kardeş tüm bilimlerin temelini oluşturan Yedi Bağımsız İlmi bulmuşlardır. Tufan’ın yaklaştığı anlaşılınca bu bilgilerin kaybolmaması için kardeşlerden biri bunları bir taş sütun üzerine diğeri de içi boş ve su üzerinde yüzebilen bir tunç kütlesi üzerine işlemiştir. Yüyıllar sonra Hermes bu iki sütundan birini bularak Yedi Bağımsız İlim’i öğrenmiş ve böylece bu bilimlerin babası sayılmıştır. Ayrıca Kitâbu zehirâti’l-İskender’de Hermes’in tufandan önce bütün bilgileri deniz kenarında bir tünel içerisine gizlediği, çok sonra Balinus’un bunu bulduğu ve Aristo’ya, onun da bunu İskender’e naklettiği, İskender'in de vefat etmeden önce I.Antiouchus’a bunları Ammuriya’da bir manastırın duvarının altına gizlemesini ve emrettiği şehir daha sonra el-Mu’tazid tarafından ele geçirilince söz konusu bu kitabın da bulunduğu rivayetler arasında yer alır. Aynı öykü Balinus tarafından Sırru’l-Halîka’nın baş kısmında aktarılmaktadır.
“Üçüncü Hermes” ya da “Mısır’lı Hermes” ise Fustat yakınlarındaki Münif kentinde (ki İskenderiye’den önceki ilim merkeziydi) doğmuştur. Agathedemon’un öğrencisiydi. Bir çok şehir bina etti (Urfa v.s). Her iklimin halkına kendi özel durumlarına uygun gelenekler verdi. Hayvanlar, tıp, felsefe, simya, zehirli bitkiler hakkında kitaplar yazdı. Hilalin ilk görünüşü ve güneşin yeni bir burça girişi gibi birtakım astrolojik kavuşum zamanlarına ait bazı ritüeller düzenledi. Kendisinden bilim, felsefe ve adalet üzerine bazı kıymetli sözler nakledilir. Asclepius’un hocasıydı.27
Görüldüğü gibi birinci Hermes hakkındaki rivayetler İdris (a.s) hakkında anlatılanlara benzemektedir. Bu durumda ikinci Hermes Bâbilli, üçüncüsü de Mısırlı bir başka şahıslar olmaktadır. Bu sonuncu Hermes’in İskenderiye okulu mensublarından biri olan ve Aristo ve Platon’u şerheden Hermesü’l-İskenderî olduğu da yine bazı rivayetler arasında yer alır.
Âlimlerin çoğu Hermes’in doğum yeri olarak aşağı Mısır’ı (Münif) gösterirler. Bazıları da Bâbil’de doğduğunu ve Adem ve Şit’in şeriatından yüz çevirenlerden ayrılması istenildiğinde Mısır’a geçtiğinden bahsederler. Onun doğum yeri olarak olayın hikaye edildiği kültüre göre, Yemen, Mısır, Babil, Fars v.b. gibi değişik yerler ileri sürülür. Herevî “Kufe’de İdris (a.s)’e atfedilen bir makam olduğunu ve doğum yerinin Harran olduğunu söyler” .28 Ayrıca Lübnan’daki Cebel-i Lübnan’da ona atfedilen bir makâm bulunmaktadır ve bu dağlar bazı mezheplere göre (özellikle Dürziler) bâtınî bir önem taşımaktadır. Onun tufandan önce veya sonra yaşadığı konusunda da farklı görüşler vardır. Kıftî, Ya’kubî ve İbn Ebî Useybia tufandan önce aşağı Mısır’da yaşamış olduğunu ileri sürerler.29 Şüphesiz antik düşünceler ile müslümanların temâsa geçtiği yegâne kanal orta-şark Hristiyan merkezleri değildi. Harranlılar arasında, Bâbil dinlerine ait unsurları Grek geleneğinin ezoterik yönleriyle birleştiren sâbiîlik adlı bir dinî gruplar vardı ki müslümanlar bu kanaldan da Babilin matematik ve astronomik bilgilerini almışlardı. Çünkü bu Harran’lılar Yeni-Pisagorculuk ve Hermesçiliğin mirasçılarıydılar. Sâbiîlerin Hermetik düşüncelelere sahip olmaları ve ehli kitap olarak görülmeleri daha sonra bu fikirlerin müslümanların eline geçmesinde büyük önem arzetmektedir. Harranlı Sâbiîlerin en ünlü bilginlerinden olan Sâbit b. Kurra, Hermes’in Kitâbu’l-Nevâmis’ini Süryaniceden Arapçaya çevirmiştir. Kindi’nin talebesi İbn Tayyib el-Serahsî, Hermes’i sâbiî dininin kurucusu olarak görür. Şemseddin el-Dimaşkî Nuhbetü’t-Dehr isimli kitabında “Sâbiî” sözcüğünün Sabi’den türetildiğini ve bunun da Hermes’in oğlu demek olduğunu söyler. İbnü’l Esîr ise onu İdris’in oğlu Metuşlah’ın oğlu olduğunu nakleder. Bugün dahi Irak’ta çok küçük bir cemaât olarak varlıkların sürdüren sâbiiler 7 Azer (Ocak) tarihini Hermes Bayramı olarak kutlarlar. Mecritî’nin Gâyetü’l-Hakîm isimli eserinin sâbiiler üzerine olan yedinci bölümünde “Tabiat-ı Tamme” konusu bizzat Hermes’e atfedilir ve ona yapılan hayli ilginç şöyle bir münâcât aktarılır: “Biz seni bütün isimlerinle, Arapça ey Utarid, Farsça ey Tir, Latince ey Harus, Yunanca ey Hermes, Hindce ey Budd, diye çağırırız”.30
Hermetik Külliyat (Corpus Hermeticum) ve Muhtevassı Hermes’in bizzat kendisine ve onun adıyla anılan ekole nisbet edilen bir takım yazılı metinler günümüze biri Arap kaynakları diğeri de Grek kaynakları olmak üzere iki yoldan ulaşmıştır. Grek kaynaklarına baktığımızda “Gerçekleri açığa çıkaran Toth”a atfedilen yüzlerce kitap olduğunu söyleyen rivâyetlerle karşılaşırız. Mesela Jamblichus Misterler isimli kitabında son Toth aşığı olarak anılan Mısır’lı Rahip Manethon’nun Hermes-Toth’un 36.525 kitabı olduğunu söylediğini nakleder. Ona göre Mısır tarihinde Toth’un hakimiyetiyle başlayan döneme tanrıların hakimiyeti devri de denilmektedir. Zîrâ o “rahipliği” [Nübüvvet], “hâkimliği”[ hikmet] ve “krallığı”[ saltanat] kendinde cem etmiş bir kimsedir. Yine aynı kaynak bu sefer Seleucus ve Julius Farmicus’tan naklen Hermes-Toth’un 20.000 kitab yazmış olduğunu söyler. Lactantius da (ö. M.S. 325) onun çok eseri olduğunu belirtenlerdendir. İskenderiyeli Clement (M.S. 200) bu eserlerin Eski Mısır dini geleneği ile irtibatını açıkça belirtir ve Hermes-Toth’a 42 kitap atfeder ki bunun 10’u teolojiyle, 10’u ritüellerle, 2’si ilahilerle ve kralların riayet etmeleri gereken kurallarla, 4’ü astronomi ve astrolojiyle ve son 10’u da kozmografya, coğrafya ve diğer meselelerle ilgilidir (Stromates, VI/4). “Hâsılı bütün bu rivâyetlerden anlaşılan odur ki şöyle veya böyle ortada Hermes-Toth’a atfedilen muhteşem bir bilgelik kütüphanesi, devâsa bir külliyat bulunmaktaydı”.31 İlk kez 1868’de Paris’te yayınlanan eski Mısır metinlerinden Turis papirüsünde kendisine îmâlara rastlanılan bu Toth Kitabı’nın veya külliyatının on bin veya yirmi bin yıllık bir geçmişi olduğu,32 Mısır medeniyetinde kutsal sayılan tüm ilimleri içerdiği; Gramer, Mantık, Hitâbet, Aritmetik, Geometri, Müzik ve Astronomi’den teşekkül eden Yedi Serbest İlimi -ki bu yedi sanat daha sonra gelen tüm bilimlerin kaynağını oluşturacaktır- bu Hermes-Toth’un bulduğu rivâyet edilir.33 Ancak meşhur İskenderiye kütüphanesinin geçirdiği yangınlar ve tahripler sırasında bu tür eserlerin pek çoğunun zâyi olması da muhtemeldir.
İşte Hermes-Toth’a atfedilen bu yazılı metinler daha sonra kesin tarihi bilinmeyen ama yaklaşık M.Ö.3000’li yılları olduğu tahmin edilen bir dönemde Grekçeye çevrilip tasnif edilmeye başlanınca günümüze kadar uzanan bir felsefî tarzın temelleri atılacaktı. Zâten bir çok felsefe târihçisine göre Grek felsefesi orijinal değildi ve doğunun bilgeliğine dayanmaktaydı. Greklerin katkısı daha çok bu metinlerin nakledilmesinde olmuştu. M.Ö. 1.yüzyılın başı ve M.S. 2.yüzyılın sonu arasında Hermes’in Külliyâtı denen “Corpus Hermeticum”un ortaya çıkışını görmekteyiz. Dolayısıyla şu an elimizde bulunan bu en eski Hermetik metinlerın büyük bir kısmı Grekçe ve çok az bir kısmı da Latincedir. Corpus Hermeticum adıyla anılan bu külliyat, içerisinde “Asklepius”, “Kore Kosmou”, “Poimandres” ve “Toth’un Kitabı”yla beraber daha sonra gelen bazı kimselerin bir takım ilavelerini de barındırmaktadır. Corpus Hermeticum üzerinde önemli çalışmalar yapan A.J.Festugiére bu metinleri iki döneme ayırarak incelemektedir. Ona göre birinci dönem ile ikinci dönemin ayrım noktası M.S.400’lü yıllarda yaşamış olan Zosimos’dur. Bu ilk dönemin kişileri öncelikle Hermes, Agathodaimon, Isis, Kleopatra, Ostanes, Maria ve Teophilos’tur. M.S.400’den sonra ise şerhler dönemi başlar ve bu dönem M.S.7. asrın sonlarına kadar sürer. M.Ö.3. ile M.S.3. yüzyıllar arasında meydana getirildiği sanılan 17 kitaptan müteşekkil bu eserler ayrıca muhtevaları bakımından da iki kategoriye ayrılırlar. Birinci tip eserler tabir caizse “popüler hermetizmi” oluşturur ki bu kitaplar astroloji, maji, okült bilimler ve simya üzerinedirler. İkinci tip eserler ise ilk tipteki popüler kitaplarla irtibatlı ama daha çok dinî ve felsefî yapıdaki “ilmî hermetik” kitaplardır. Bu sayede her iki külliyat Hermetik düşüncenin amelî ve nazarî yanlarını oluştururlar
Bu forumu gezen kullanıcılar: Google [Bot] ve 0 misafir
Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu foruma eklentiler gönderemezsiniz