wt-1.jpg Furkan Dergisi Furkan Dergisi
Zaman: 06 Eyl 2010, 22:06





Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 10 mesaj ] 
 İsmailağa'ya 'Cübbeli' Kuşatma 
Yazar Mesaj
Moderatör

Kayıt: 23 Oca 2008, 21:25
Mesajlar: 1941
Yeni mesaj İsmailağa'ya 'Cübbeli' Kuşatma
08 Şubat 2010 11:39
İsmailağa'ya 'Cübbeli' Kuşatma
Saadettin Ustaosmanoğlu, Cübbeli Ahmet Hoca'nın bazı çevreler tarafından kollandığını ve karanlık ilişkiler kurarak cemaati ele geçirmeye çalıştığını iddia etti.



İsmailağa Cemaati’nin lideri Mahmut Ustaosmanoğlu’nun yeğeni Saadettin Ustaosmanoğlu, “karanlık ilişkiler kuran” Cübbeli Ahmet Hoca’nın, amcasının sağlık sorunlarını fırsat bilerek cemaati ele geçirmeye çalıştığını söyledi. “Elimizde Cübbeli hakkında bazı bilgiler var” diyen Ustaosmanoğlu, Cübbeli Ahmet Hoca’nın bazı çevreler tarafından kollandığını belirterek çarpıcı açıklamalar yaptı.

Aynı zamanda cemaatin yayın organı Furkan dergisinin yayın yönetmeni olan Saddettin Ustaosmanoğlu, cemaate sonradan katılan birinin de geçtiğimiz ay silahla evini bastığını ve kendisini tehdit ettiğini söyledi.
İsmailağa Cemaati’nde 2006 yılında uğradığı saldırı sonucu öldürülen Bayram Ali Öztürk cinayetine dikkat çeken Ustaosmanoğlu, bu girişimin de planlı bir biçimde ve psikolojisi bozuk bir kişi tarafından yapıldığını belirtti.

‘Devlet kurumları peşinde’

Cübbeli Hoca’nın bir takım kişisel zaaflarının olduğunu belirten Ustaosmanoğlu, bunların ötesinde bazı ilişkilerinin de cemaatte büyük tepkiye yol açtığını söyledi. Ustaosmanoğlu, “Cübbeli’nin bundan altı ay önce CHP İl Başkanı Gürsel Tekin’le görüştüğünü duydum. Son olarak Deniz Baykal, yaptığı açıklamada, ‘Cübbeli televizyona çıktığında, kendisini eğlenceli bir program izler gibi zevkle izlediğini’ söyledi” diye konuştu.

Cübbeli’nin, “Hodri meydan” dediğini ve bazı kesimler tarafından da önünün açıldığını iddia eden Ustaosmanoğlu, “Yapılmayacak davranışlara teşebbüs etti. Cemaatin içinde genel kanı da böyledir. Seneler önce ben kendisine bir haber yollamıştım. Peşine takılmış olan devlet kurumlarından birileri var demiştim, uyarmıştım onu. Mahmut Ustaosmanoğlu’nun geri çekilmesinin ardından, cemaatteki bazı gruplar ön plana çıktı. Cübbeli, cemaatin öncüsü olma çabası içinde olduğundan beri bizi rezil etmiş durumda. Cübbeli’nin bir takım zaafları var. Bu da biraz paraya düşkün olması. Onun başka işlerinden de bahsedilir, bazıları basına yansıdı” diye konuştu.

Taraf’a konuşan Gürsel Tekin ise, Cübbeli Ahmet Hoca’yla hiçbir zaman görüşmediğini söyledi.

'Cemaate zarar veriyor'

Cübbeli ile ilgili ellerinde bir takım istihbari bilgiler olduğunu söyleyen Saadettin Ustaosmanoğlu, “Bunlar basına sızmış olan bir takım şeylerin devamı. Dini cemaatlerde bir kişiyi ihraç etmek, siyasi partilerde olduğu gibi kolay değildir. Ona Mahmut Efendi karar verir” dedi. Cübbeli Ahmet Hoca’nın son zamanlarda cemaate büyük zarar verdiğini söyleyen Ustaosmanoğlu, cematte Hoca’ya tepkilerin çoğaldığını açıkladı.

Cübbeli Ahmet Hoca bir internet sitesinde yaptığı açıklamada, “Çok yakında benimle ilgili bir takım kasetler çıkabilir. Bunlar montajdır sakın inanmayın” demişti.

Saldırgan cübbeli ve sarhoştu

İsmailağa Cemaati’nin kurucularından Mahmut Ustaosmanoğlu’nun yeğeni Saadettin Ustaosmanoğlu evinin silahlı bir kişi tarafından basıldığını söyledi. 21 Ocak Perşembe gecesi meydana gelen olayda, silahlı bir kişinin oturduğu binaya geldiğini söyleyen Ustaosmanoğlu, “Gece saatlerinde bir kişi binanın içine girdi. Binada ‘Saadettin’i bana verin’ diye bağırdı. Sonradan yaptığımız araştırmalarda olayın planlı bir girişim olduğu ortaya çıktı” dedi.

‘Saldırganı tanıyoruz’

Ustaosmanoğlu, evini basan kişinin cübbeli ve sakallı olmasına rağmen sarhoş ve psikolojisinin bozuk olduğunu iddia etti. Ustaosmanoğlu, başından geçen olayı şöyle anlattı; “Bana saldırı girişiminde bulunan kişi cemaate sonradan katılan kimsesiz biri. Zamanla ailemizle bire bir ilişkiler kurdu. Olay günü oturduğum apartmana silahıyla geldi ve benim bulunduğum kattan üst kata çıktı. Sürekli ismimi bağırarak söylüyor, ‘karşıma çık’ diyordu. Ben ilk başta bunun saldırı olduğuna ihtimal vermedim. Adam yukarı çıktı, ağabeyim Bahaddin Ustaosmanoğlu, onu durdurdu ve önceden birbirlerini tanıdıkları için konuşmaya başladı. Sonra saldırgan, ‘Ben bunu yapamam, ben sizin ekmeğinizi yedim, size sıkacağıma kafama sıkarım’ diye bağırarak ağlamaya başladı.”

Ağabeyinin saldırganı sakinleştirerek yakınlardaki bir kahveye götürdüğünü söyleyen Ustaosmanoğlu, takım elbiseli kişilerin ağabeyini takip ettiklerini sözlerine ekledi.

http://www.aktifhaber.com/news_detail.php?id=271059


08 Şub 2010, 13:37
Profil Özel mesaj gönder E-posta
Eski üye

Kayıt: 30 Nis 2008, 23:38
Mesajlar: 953
Yeni mesaj Re: İsmailağa'ya 'Cübbeli' Kuşatma
Haberi okudum. Çok güzel olmuş. Yüreğinize sağlık. Üstelik furkanforum'un etkisini de gösteriyor. Çünkü bu röportaji duyduğum kadarıyla, hadisenin furkanforum'da yayınlanması üzerine yapılmış.

Cübbeli tehlikeli bir psikolojiye girdi. Kendini düşmanına sevdirme psikolojisi. Mesalina psikolojisi de diyebilirsiniz. Herifler bunu görünce kaçırırlar mı? Hemen kol kanat gerdiler.

Mesalina psikolojisi ne midir? Üstad'ın nakledişiyle:

- «Kendisini bir senatöre verirdi, çünkü şahsiyetliydi, bir kumandana verirdi, çünkü heybetliydi, bir gladyatöre verirdi, çünkü kuvvetliydi; nihayet önünden geçen birine verirdi, çünkü geçiyordu!»


10 Şub 2010, 03:22
Profil Özel mesaj gönder E-posta

Kayıt: 30 Oca 2010, 23:47
Mesajlar: 555
Yeni mesaj Re: İsmailağa'ya 'Cübbeli' Kuşatma
kürsi yazdı:
...

Cübbeli tehlikeli bir psikolojiye girdi. Kendini düşmanına sevdirme psikolojisi. Mesalina psikolojisi de diyebilirsiniz. Herifler bunu görünce kaçırırlar mı? Hemen kol kanat gerdiler.

...


Ta'rif ve mütearifeleri doğru olmıyanların istidlalleri de butlanda

veya değişik nispetlerde batıl ile bulaşık...

Umumiyetle; ulema nakle, evliya keşfe, hükema ise akla itibar ederler.

[ ' Sahih ' naklin, keşfle tasdiki ve akl-ı selim ( hangimizde var ki ?! )

ile sağlamasının yapılması elzem ve evla...]

Ancak ve ancak bedahet(ler)den yola çıkılarak, bedahetlere dahil edip,

yine bedahetlerle yol alınabilir.

En doğrusu Allahü Teala bilir ki, tahmin edebildiğim kadariyle,

mesele psişik değil, daha ziyade sosyolocya ile alakalı...

Tütüncü bakkallar kooperatifimizin mukabil kutuplarından

dahi " ( zahiri ) ittihad ve terakki " sinyalleri geliyor...

{ Bakınız; pörtleyen sarhoş cüppeli silahşör - kaatil aday adayı :) ,

[ ' muayenehanem 'de, onu, şefkatle öttürmeyi

( ve karınca kararınca tedavi etmeyi ) arzu ederdim ya neyse...] }

Sabrediyorum; bir takım ' vizüel deliller ' de, pek yakında,

arz-ı endam edebilir.

Bekleyelim; ' Külli atin karibun - Tüm gelecekler yakın... '

http://www.youtube.com/watch?v=3YbO9hGd2g0


10 Şub 2010, 10:14
Profil Özel mesaj gönder E-posta
Eski üye

Kayıt: 15 Nis 2008, 00:33
Mesajlar: 1595
Yeni mesaj Re: İsmailağa'ya 'Cübbeli' Kuşatma
inat ve israrla "nerde su vidyolar?" dememize, "cok yakinda piyasada!" dediler:) "Gala"sinda bulunmak isterdim, dedim:)

_________________
Video barbam et pallium, philosophum nondum video!!! Yani!..


10 Şub 2010, 10:18
Profil Özel mesaj gönder E-posta
Yeni üye

Kayıt: 19 May 2009, 04:15
Mesajlar: 98
Yeni mesaj Re: İsmailağa'ya 'Cübbeli' Kuşatma
Resim

Cübbeli’den Nakşibendî Açılımı

Tayfun Atay

04.01.2010

Malûm, her yılbaşı öncesi ve sonrasının klasik “geyiği”dir; gazete ve ekranlarda “eski yılda olanlar” üzerine yazılır, konuşulur… Bunlardan hiç hazzetmemekle birlikte, altını çizmekten kendimi alıkoyamadığım enteresan bir olay var 2009’da. “Cübbeli Ahmet Hoca” namıyla maruf Nakşibendî şeyhi Ahmet Mahmut Ünlü’nün “mabetten medyaya” transferi bu!..

Nakşibendîliğin “antropolojisi”ni akademik hayatında merkezî yere oturtmuş biri olarak çarpıcı bir “dönüşüm”e işaret ettiğini düşündüğüm “Cübbeli Olayı”nı Fatih Altaylı ve Murat Bardakçı’ya borçluyuz. Cübbeli Ahmet Hoca “Tekke”den Teke Tek’e bir düştü pir düştü! 2009’un bu “eğlendirici” program serisinde Ahmet Hoca pek çok konuda döktürdü; din, tarih, siyaset, medya, seks, Allah ne verdiyse girmediği konu kalmadı Cübbeli’nin…

Ülkenin tarihsel derinlik ve coğrafî dağılım itibarıyla en büyük tarikatının günümüzdeki bu en önde gelen ismi, tam anlamıyla bir “şov yıldızı”na dönüştü Teke Tek’le… Program iyi reyting aldı. Cübbeli Ahmet Hoca kendisini hiç tanımamış, daha da öte sokakta görse kendisinden hiç hoşlanmayacak kesimlerin bile ilgisini ve sempatisini kazandı. Magazin programları görüntüleri kullanarak onun daha da spektaküler hale gelmesine katkıda bulundular.

Alan memnun – satan memnun, o zaman bize ne? Hiç, sadece biraz şaşkınlık!.. Cübbeli Ahmet Hoca’nın içerisinde yetiştiği Nakşî geleneğin, böylesi bir “performans”a nasıl cevaz verebildiğini anlamış değiliz. Zira “İsmail Ağa Cemaati” olarak bilinen, Fatih-Çarşamba’da doğuş bulmuş bu Nakşî kolu, yakın zamanlara kadar Türkiye’nin en içe-kapalı, “modern” dünyaya karşı en çatık kaşlı, dini hayata geçirme konusunda en katı disiplinli çevrelerden biriydi.

Ben bu çevreye kurucu şeyh ve Cübbeli’nin de mürşidi olan Mahmut Ustaosmanoğlu, nam-ı diğer “Mahmut Hoca”nın Nakşîlik pratiğini doktora tez konum olan bir diğer Nakşî grupla, Şeyh Nazım Kıbrısî çevresiyle karşılaştırdığım 1990’ların başında ilgi yönelttim. Özellikle Batı dünyasında etkin ve bu dünyaya uyum ve uyarlanma yolunda stratejiler geliştirmiş Şeyh Nazım çevresi ile Mahmut Hoca çevresinin hayli muarazalı bir ilişkisi vardı.

Şeyh Nazım, kendisine bağlanmış olanlara karşı en uç noktada esneklik ve hoşgörü sergilerken Mahmut Hoca İslâmî pratiğe son derece mutaassıp yorumlar getirmekte, oldukça disiplinli bir tarikat stratejisi benimsemekte ve normlardan en küçük sapmaya dahi müsamaha göstermemekteydi. Ne sakalsız mürit ne de tesettüre harfiyen uygun pardösü giyse de çarşafa girmemiş kadın makbuldü Mahmut Hoca için… Kendi cemaatinin dışında kalan dünya ve o dünyanın insanlarına karşı da hayli dışlayıcı ve kapalı bir yaklaşım söz konusu idi.

İki Nakşî kolunun birbirine zıt uygulaması, toplumsal, kültürel ve ekonomik bağlam farklarından kaynaklanmaktaydı. Mahmut Hoca’nın İsmail Ağa Cemaati, İstanbul gibi bir megakentte kaybolmuşluk hissine sahip kır kökenli göçmenlere hitap ediyordu 1990’ların başında. Taşraya nazaran modern, hatta yer yer ultra-modern bir yaşam biçiminin hâkim olduğu İstanbul’dan duyulan korkunun ve ona direnişin sesi olarak sosyolojik mahiyetini kazanmıştı bu çevre…

Şeyh Nazım çevresi ise modern bir Batı-Hıristiyan toplumunda çok farklı ilgi ve isteklerle kendisine yönelmiş, kırsal kökenli göçmenler kadar, belki ondan daha fazla kentsoylu, aristokrat, profesyonel ve entelektüel nitelikli bir topluluğa seslenmekteydi. Bu “heterojen” mürit kitlesinin sürekliliğini koruyabilmek, ancak esnek, uyuşumcu ve herkese, her tutum ve davranışa açık olmakla mümkündü. Bu strateji, başta “Mahmut Hocacılar” olmak üzere diğer Nakşî çevreler tarafından kınanmakta ve Şeyh Nazım’ın İslâm’a bir dolu “bidat” (dine aykırı uydurma yenilik) katmakla suçlanmasına neden olmaktaydı.

İşte meselenin düğüm noktası burası: Kendi adıma ben, Teke Tek’te Cübbeli Ahmet Hoca’yı neşe, keyif ve temaşayla izlerken onu mürşidi Mahmut Hoca’dan çok Şeyh Nazım’a “rabıta”lı hissettim! Eğer tarikat biyografisini bilmesem, onu Şeyh Nazım çevresinde yetişmiş bir sufi sanır, Mahmut Hoca’nın rahle-i tedrisinden geçip ondan icazet aldığına hiç mi hiç ihtimal vermezdim!..
Peki, bu “dönüşüm” nasıl oldu? “Mahremiyet” konusunda hassas, dışa kapalı, teknolojiye mesafeli bir dinî çevrenin 2010’lara uzanan süreçte öne çıkan ismi, nasıl “teknopoli”ye böylesine gark olup tarikatın adeta “magazinelleşme” sürecini başlattı? Yanıtı bulma yolunda kanımca iki birbirine paralel gelişmeye dikkat çekmek gerek.

1990’ların başında İstanbul’da yabancı, yalnız ve kaybolmuş hissedip İsmail Ağa Cemaati’nde kendini bulan insanlar giderek çoğalarak ısındılar yeni yaşam ortamlarına… “İslâmî getto” büyüdü, kabına sığamaz oldu, taştı ve kenti önce fethetti, sonra da keşfetti. Kent, keyif, neşe, zevk, safa ve hatta arzu demekti!

Üstelik – ki bu da ikinci gelişme- 1990’larda özel televizyonlarla bir medyatik patlama gerçekleşmiş ve 2000’ler Türkiyesi’nde yaşam, televizyona endeksli ve “eğlencelik” hale gelmişti. “Her ne yapılırsa yapılsın, ama eğlenceli yapılsın”, yeni “motto”suydu bu medyatik Türkiye’nin… E, Nakşîlik de bundan “münezzeh” değildi elbet ve Nakşî olunacaksa da eğlenceli olunacaktı artık! En uygun karakter, zaten “jet ski”li görüntüleriyle yeterince dalgalanma yaratmış olan Cübbeli’den başkası da olamazdı. Tencere yuvarlandı, kapağını buldu!..

2010 tahminleriyle bitirelim: Cübbeli’ye başka kanallardan transfer ve program teklifleri gelebilir yeni yılda. Haftalık dizi program önerisi getiren kanallar da olabilir. Hatta bir “düet” program: Cübbeli Ahmet Hoca ve Zekeriya Beyaz karşı karşıya! “Yorum Farkı”nın yeni versiyonu; Emre Kongar-Mehmet Barlas “parodi”sinin dinî muadili! Ne dersiniz?

Ve en bomba tahmin: “Sade Müslüman”ı meşhur etmeyi vaat eden bir yarışma-şov programı: “Nakşî-Star”! Tabii jürinin başköşesinde de Cübbeli Ahmet Hoca…

Hayırlısı Allah’tan! Bekleyelim, görelim!..


10 Şub 2010, 17:04
Profil Özel mesaj gönder E-posta

Kayıt: 30 Oca 2010, 23:47
Mesajlar: 555
Yeni mesaj Re: İsmailağa'ya 'Cübbeli' Kuşatma
medreseli yazdı:
Resim...

http://www.vimeo.com/4020051

1. İşbu video " gerçek " midir ?

2. Mevlana Halid-i Bağdadi Hadretleri'nin ve bir kısım hülefasının

tütün kullanmış oldukları tevatür ile sabit olduğuna göre...

3. İşbu video " gerçek " ise, " Nazım Kıbrısi ", kimin silsilesindendir;

kimlerin hülefasındandır ?

4. Tütüne " haram " demek başka bir şey,

" mahşerde şöyle böyle olacak " diyerek

şenaat arzeylemek bambaşka;

eğer video " gerçek " ise, o bahseylediği

alemleri ve oralarda kimlerle mülaki olduğunu

' merak ediyoruz ' doğrusu...

5. Tütüncü Bakkallar Kooperatifi,

tüm sahtekarları ( ,tüm şovmenleri )

hak ile yeksan etme

arzusu, azmi ve kararlılığındadır.

http://www.youtube.com/watch?v=4QFfW9bI ... L&index=79


10 Şub 2010, 17:24
Profil Özel mesaj gönder E-posta

Kayıt: 30 Oca 2010, 23:47
Mesajlar: 555
Yeni mesaj Re: İsmailağa'ya 'Cübbeli' Kuşatma
http://www.cubbeliahmethoca.tv/soruceva ... midir.html

1. “…( Rûh-ul-beyân ) tefsîri, dahâ ziyâde birer va’z kitâbıdır…

Va’z ve hutbe kitâbları ve tesavvufun aşağı derecelerinde bulunanların kitâbları,

nutk ve konferans gibidir…”


( http://kitap.hakikatkitabevi.com/cgi-bi ... ihal/query
=[jump!3A!27!28iki05!29!27]/doc/%7B@3075%7D? )

2. Sigaraya " mekruh " demek başka bir şey,

indi teviller ile

şenaat arzeylemek bambaşka…

3. Tütüncü Bakkallar Kooperatifi,

tüm sahtekarları ( ,tüm şovmenleri )

hak ile yeksan etme

arzusu, azmi ve kararlılığındadır.


10 Şub 2010, 18:02
Profil Özel mesaj gönder E-posta
Yeni üye

Kayıt: 19 May 2009, 04:15
Mesajlar: 98
Yeni mesaj Re: İsmailağa'ya 'Cübbeli' Kuşatma
resimdeki bir videodan alınma. Videosu internette dolaşıyor Nazım Kıbrisi'yle birlikte...

475 milyarlık borcu CHP mi ödedi?

Mehmet Ali Şadoğlu

CHP ile Cübbelinin çıkar ilişkisiyle ile ilgili yazımdan sonra mühürlü ahmakların sabretmek veya araştırmak yerine şahsımı yalancı ve iftiracı olmakla suçlamaları, Allah’ın Furkan Süresi 44. ayette buyurduğu gibi; “Yoksa sen, onların çoğunun gerçekten (söz) dinleyeceğini yahut düşüneceğini mi sanıyorsun? Hayır, onlar hayvanlar gibidir, hatta onlar yolca daha da sapıktırlar” hükmüyle birebir örtüştüğünden söylenebilecek bir karşılık bulamıyorum.

Oysa o ahmakların zerre kadar muhakeme yetileri bulunmuş olsalardı şahsımı suçlayacaklarına Cübbeli ya da Baykal’a hesap sorar ve tanrı misali hatadan münezzeh bir teslimiyetle cani siperhane savunmaksızın gelişmelere ve tertibin içeriğine odaklanıp, en azından işbirliğinin ana hatlarını merak ederlerdi.

Önce bir sorsunlar bakalım! Gençliğinde kendisine vaaz iznini alan ve her sorununda arkasında olan kim? Çeşitli il ve ilçelerde ona vaaz verdirmek istemeyen müftülerle temasa geçerek vaazlarını sağlayan kim? Hasta olmasından dolayı askerliğe el verişli olmamasıyla ilgili Kasımpaşa Askeri Deniz Hastanesinde başhekim Amirali arayarak, bugün ki gibi olan sakallarını kestirmeksizin heyetin karşısına çıkartıp rapor almasını temin eden kim?

Ne var ki CHP gibi bozguncu ve azılı halk düşmanı bir anlayışla işbirliğine sessiz kalabilmem asla mümkün değildir. Yıllardır Lawrence’lerden çok çeken bu millet ve dine zarar verecek babam dahi olsa, hiç kimse hatır geçmemi bekleyemez.

Yoksa Cübbeli Ahmet Hoca inançlı, takva ve hocası Mahmut Efendiye bağlı uyanık görünen ama saflıkta tartışmasız olan bir kimsedir. Ancak ikinci evliliğinden sonra başlayan dünyevi zaafları kendisini görsel âlemin cazibesine sürüklemiş, vahyin emrettiği yolda dosdoğru yürümek yerine, diğerleri gibi pazarlıklara, saltanata ve şöhrete meyletmiştir.

Yüzyılın ünlü hortumcusu ve babasının eski ortağı Kemal Horzum ve taşeronu Mahmut Koçak adlı eski bir milletvekili Cübbeliyi kumpasa getirerek, buhran dönemindeki zaaflığından istifade etmiş, siyasi bir güç elde edebilmek maksadı ve devleti tekrar hortumlayabilmek amacıyla en iyi imkânı CHP iktidarının sağlayacaklarından emin bir tavırla Cübbeliyle yakın temasa geçirmişlerdir.

Deniz Baykal’ın bilgisi dâhilinde Gürsel Tekin, Mahmut Koçak aracılığıyla Cübbeli ile çıkara dayalı sıkı bir ilişkiye girerek; sorunlardan kurtulma, güç, özgürlük ve meşruiyet vaadiyle Cübbeliyi kandırıp etkisi altına almışlardır. Şu gerçeğin altını çizmek isterim ki Cübbeli ne kadar hata ve yanlışın içinde olursa olsun, CHP’nin ilkelerini benimsemiş ancak dışlandığı ve aşağılandığı kesimce kabul edilmesinin yolunun CHP’den geçebileceği düşüncesiyle işbirliğinde yarar görerek, yeni bir imaj, çok arzuladığı ekranlar, daha fazla olanak ve sıkıntılarını giderebilmek hülyası baştan çıkmasına, istemeden de olsa Müslüman milletine ve dinine yapabileceği ihanet ve zararı hesap edememesine neden olmuştur.

Gerek Gürsel Tekin’in Cübbeliyle hiç görüşmediği, gerekse Deniz Baykal’ın sadece “geçmiş olsun” mazeretiyle ilk konuştukları açıklamaları, tamamen gerçek dışıdır. Gürsel Tekin sık sık misafirhanesine gider ve ara sıra Cübbeliyi Baykal ile görüştürürdü. Bunlar ne dedikodu ne de iddiadır! Daha durun…

Fatih Altaylı, çıkarsal ittifakın deşifre olmaması ve şüphe doğurmaması adına kurnaz bir gazetecilik manipülasyonuyla Cübbeliyle birçok habercinin röportaj yapmak istediğini ama hiçbirini kabul etmeyip ve tek bir şart koşmaksızın kendisiyle biraraya geldiğini ısrarla vurgulaması, apaçık bir yalandır. Aniden gelişen olaylar öncesinde hazırlanmış senaryonun medya açılımını üstlenen Altaylı, ifade ettiği gibi Cübbeliyle röportaj yapmak isteyen tek bir medya kuruluşunu gösteremez, hiçbir programcı ve gazetecide röportaj teklifini doğrulayamaz. CHP taşeronluğu anlaşılmasın diye dikkatleri popüler haberciliğine ve Cübbelinin kişiliğine odaklattırmış, böylece herkesi kandırmayı başarmıştır. Ancak son programında Deniz Baykal’ın diğer tüm liderlerden daha takva bir Müslüman olduğunu, Allah’a ibadet ettiğini ve gönlünün İslam’la yanıp tutuştuğu gibi absürt açıklamaları tüm gerçeği ortaya koymakta, dolayısıyla Müslüman toplumumuzu hançerleyebilmek için nasıl bir Lawrence misali maske taktığı da netlik kazanmaktadır. Gerçi Fatih Altaylı gibi konuklarının ve milletin karşısına pornografik kadın figürü kol düğmeleriyle çıkabilecek kadar fütursuz, saygısız ve küstah birinin maskeye de ihtiyacı yok ya!

Cübbeli, liyakat sahibi olmayan ilahiyatçıların ekranlara çıkıp da kendisinin davet edilmeyişine sürekli sitem etmiş, gündemde kalabilmek için halkın ilgisine çekecek esprili bir din söylemi geliştirmiştir. Zaten röportaj ile ilgili sorular, tiyatromsu akış ve magazinleştirilen dini hükümlerde, söz konusu projenin hangi kitleyi etkilemeye yönelik olduğunu ortaya koymaktaydı. Tabii ki fark edebilen akıllılara…

Cübbelinin güçlü, iş bitirici ve iktidar insan tutkusu, onu inandığı ama sanımca iman edemediği Allah’tan uzaklaştırmış olmalı ki, dininin amansız ve barbar düşmanlarıyla işbirliğine sokmuş, dolayısıyla hem kendini hem Müslüman kesimi hem de cemaatini zor durumda bırakmıştır.

CHP’lilerin Atatürkçülük, laiklik ve çağdaşlık söylemlerinden vazgeçerek can simidi misali dine sarılmaları, Deniz Baykal’ın beş vakit namaz kıldığı, dini siyasete bulaştırmamak amacıyla gizli ibadet yaptığı propagandaları kulaktan kulağa yayılmakta, ancak Cuma namazı gibi cemaatle kılınması mecburi olan ibadeti gizli yapamayacağını dikkate alarak, en azından haftada bir Cuma namazı için camiye gitmesinin inandırıcılıkta etkin olabileceğini öğütlüyorum. Eğer ibadet yaptığı Allah ve inanmayıp hakaret ettikleri peygamberin sünnetini uyguluyorsa! Ayrıca öyle gariplikler diyarı bir ülkede yaşıyoruz ki; normalde Müslüman olan iktidarda Atatürkçü, Atatürkçü olanlarda seçimlerde Müslüman oluyorlar. İşte öyle yüzlere böyle aynalar…

İttifakın kamuoyuna yansıttığı ibretlik sonuç; Cübbelinin gerek kılık ve kıyafetinde gerekse dini anlatımlarında temelsel bir değişikliğe gitmemesine rağmen; CHP, Atatürk’ün tüm devrimlerini çiğneyerek, uğruna onlarca insanın idam edildiği kılık ve kıyafet ilkelerine, cemaat ve tarikat yasaklarına, şeriatın meşrulaşmasına, yıllarca zulmettikleri cübbeli ve sarıklı hoca taifesine muhtaç kalan bir dönüşümü gerçekleştirmesiydi. Akla, bu çıkar ilişkisinde ilkelerine kim fiyat biçti sorusu geldiğinde, şüphesiz oportünist CHP olduğu aşikârdır.

Fevkalade sevindirici gelişme ise; Cübbelinin Baykal’ı ve Koçak’ı yalanlayan beyanatı, işbirliğin de kırılma noktası olmuştur. Cübbeli, her ne kadar beklediğim tevbeyi ve samimi itirafı yapmamış olsa da taşıdığı kimlik, sorumluluk ve inancı, onu sinsi çeteden koparmıştır.

CHP, iktidara gelebilmek için terör ve darbe ile birlikte rüşvet kanalını da kullanmaktan geri kalmamakta; zayıf inanç, karakter ya da zor durumda kalan itibarlı kimseleri ağına düşürüp basamak yaparak, baştan çıkarıcı maddi gücü ve ataist diktatörlüğünün psikolojik baskısıyla ağlarına balık çekebilmektedirler. Yaşar Nuri Öztürk gibi Atatürkçü ve laik bir ilahiyatçıyı dahi sırf kimliğinden dolayı hazmedememiş, seçimlerde kullanmaları akabinde çöp misali fırlatıp atmışlardı. Gerek Öztürk gerekse partisine iltihak ettirdiği imam ve müftülerle düşündüğü performansı yakalayamamaları, kendilerini daha güvenilir ve etkin bir şeriatçı arayışına mecbur bırakmış, böylece Cübbeli’de karar kılarak, iktidara gelebilme adına her türlü desteği mubah saymışlardır. Ancak Cübbeli’nin diğerlerinden farkı; hiçbir şart ve koşulda politikaya girmeyecek ve CHP ile doğrudan bütünleşmeyecek olması, milletvekili ve belediye başkanlığı gibi makamlarda gözü bulunmamasıydı. Öyleyse Cübbeli’yi nasıl ikna edebilirlerdi?

Ey toplum üzerinde etkili olan, yorumlarıyla yönlendiren ve karar veren kurumlar! Kendinize değilseniz bile söz ve yargılarınıza güvenen insanlara karşı bari vicdanlı ve dürüst olun. Ataist bir ideolojiye, ateist bir düşünceye, şovenist bir anlayışa veya sosyalist bir görüşe sahip olabilirsiniz ama dürüstlük ve adalet, insan olmanızdan ötürü temel prensibiniz değil midir? Neden kendi ideoloji ve inancınızdaki suçluları ısrarla kayırıyor, müdafaa ediyor ve adaletin tecellisini engelliyorsunuz? Canlarını dahi gözlerini kırpmadan feda edebilen bu millete hiç mi acımıyor, aleyhlerine bölücü ve yıkıcı provokasyonlar yapmaktan, temel hak ve özgürlükleri önlemekten, egemenlikleri aleyhine kararlar almaktan utanmıyor musunuz? Hata ve yanlışın içinde olan İslam’i kesim diye saldırdığınız tek bir suçluyu nasıl kayırmıyor ve sizden daha şiddetli eleştiriyorsam, neden sizler de aynı adalette bulunmuyor, toplumu suça ve adaletsizliğe teşvik edici bir örnek sergiliyorsunuz? Böylesi gayrimeşru insaniyetsiz bir ayırımcılığın sizleri huzura, güvene ve iktidara kavuşturacağını mı sanıyorsunuz?

Eğer devlet, bürokrat, politikacı ve bireyler; ana ve babalarının aleyhlerine dahi olsa adaletle şahitlik etmezler ise; o toplumdan hiçbir sadakat ve iyilik beklenmemelidir.

Ataist diktatörlük o kadar hükümran ki Sabih Kanadoğlu adlı eski bir savcı, hatta terör örgütü üyesi olmaktan yargılanan bir buyurgan, ne kahredicidir ki halkın seçtiği meclise ve hükümete kök söktürebilmekte, gerek cumhurbaşkanlığı seçimlerini gerekse YÖK’ün kararları gibi halkın bütünlüğü ve barışı adına yapılan birçok kanunları direktifleriyle engelleyebilmekte, yapılması düşünülen Anayasa değişikliğine bile mani olabilmektedir. O kadar acıdır ki ne meclis ne hükümet ne de yetmiş beş milyonluk millet, bir Kanadoğlu etmemektedir.

Ne var ki onlar ancak görsellikle aldatmayı bir silah gibi kullanır ve korkmuş insanları ezerler…

Cumhuriyetin temel felsefesi olan egemenliğin millete ait olduğu temel kuralı, herkesçe takdir edileceği üzere pratikte hiçbir zaman gerçeklik kazanmamış; ülkenin her karış toprağı, insanı, hayvanı, bitkisi, devleti ve kamu hazinesi dâhil her şey, düşünce, davranış ve ibadet bile Atatürk’ün ve şövalyelerin mülkü ve yorumu haline getirilerek, o ideoloji, din ve ırkta olmayanlar hayvandan çok daha aşağı dışlanabilmişlerdir. Atatürk gibi bir ölüyü milli tanrı edinen ataistler, peygamberlere dahi gösterilmesi Allah’ça yasaklanan tapınansı aşk ve tazimi ona duyabilmişlerdir. Her ne kadar bu inançlarını ve bağlılıklarını kadersel bir yaptırımın sonucu gördüğümden yermesem de, bu ülkede anti-Atatürkçülerin, yani putperest olmayanların da yaşamaya hakları olduğunu bir türlü sindirememeleri, tüm karışık ve gerginliklerin yegâne sebebi, korkarım gelecekte de yok edici bir iç savaşın kinetik enerjisi olacağıdır.

Dilediği tasarrufu sadece kendinde gören Atatürk, geçmişte nasıl hiç kimsenin hiçbir konuda en ufak bir hesap sorma cesaretine müsaade etmemiş, cesaret edenleri de ya idam ya sürgün ya da katledilmişse, öldükten sonra ülkeyi teslim ettiği şövalyeleri de o günden bugüne aynı kin ve nefretten kaçınmamış, boyun eğilmesi imkânsız bir hakla dilediklerini yapmayı meşru görebilmişlerdir. Daha dün, CHP’li neo-nazi bir milletvekilinin Atatürk’ü referans göstererek, Kürtleri ancak katlederek PKK’dan kurtulabilineceği canavarlığı, hala hafıza ve duygulardaki ürpertiyi taze tutmaktadır.

Şöyle bir İstiklal Savaşlarındaki dönemi ve sonrasını hatırlarsak; CHP’nin nasıl harami ve acımasız bir parti ve sadece kendi partililerinin çıkarları dışında hiç kimseyi tasa etmedikleri anlaşılabilecektir. CHP’nin cehennemsi özü, hiçbir söz ve davranışla cennetleşemez…

Atatürk, Uğur Mumcu’nun “Kazım Karabekir’in Hatıraları” adlı kitabında “Dini ve namusu olanlar kazanamazlar, fakir kalmaya mahkûmdurlar. Böyle kimselerle memleketi zenginleştirmek mümkün değildir. Onun için din ve namus telakkisini kaldırmalıyız. Partiyi bunu kabul edenlerle kuvvetlendirmeli ve bunları çabuk zengin etmeliyiz” sözleriyle temeli atılan CHP, fakir, yorgun ve yaralı halkın ve gelecek neslin varını yoğunu zimmetine geçirmiş, Türkiye İş Bankası hisseleri ve daha sayısız servetle birlikte şehitlerin geriye bıraktığı dul ve yetimlerle gazilerin tüm haklarını CHP lehine tasarruf etmişlerdir. CHP, iyileri korkutup kötüleri zengin yapan bir anlayışın temsilcisi, ayrıca eziyet ve adaletsizliğin kanayan yarasıdır. Bu milletin canlarını vererek elde ettikleri haklar CHP’den geri alınmadığı müddetçe, cumhuriyet, demokrasi, hak, hukuk ve adaletten hiçbir ataist ideolojinin söz etme hakkı bulunmamaktadır.

Örneğin kamuoyunun yakından bildiği ve tanıdığı Ülkü Adatepe’ye bağlanan çok yüksek bir maaşla yapılan haksız ayrıcalık, toplumun can veren ve sürünen milyonlarca vatandaşını, hatta TEKEL işçilerinin açlık grevinde olduğu bir ortamda ihanet değil midir? CHP’liler oy avcılığı şovu yaparak şehit yakınları ve işçilere; neden Ülkü Adatepe gibi yüksel bir maaş olmasa da geçinebilecek bir aylık bağlamıyorlar? Baykal, iktidara geldiklerinde her aileye 300 lira maaş bağlayacaklarını taahhüt etmektedir. Oysa ele geçirdiklerini halka geri verseler, sanırım halk onlara 300 lira maaş bağlar. Ama diyeceksiniz ki CHP’nin Antalya Belediye Başkanı Mustafa Akaydın da seçim mitinglerinde 100.000 işçi alımı sözü vermiş ama seçildikten sonra “pardon” diyerek sayıyı 10.000’e düşürmüştü. Acaba Baykal’da 3 kuruşa mı düşürecek?

Oysa bu vatanı, dini, namusu ve bağımsızlığımızı koruyabilmek için canlarını veren kahraman askerlerimiz öylesine açlardı ki sabahları bazen Üzüm Hoşafı, bazen Yağlı Buğday, bazen Yarım Ekmek yiyerek, öğle ve akşam tek bir lokma bulamadıkları bir mücadelenin ağır ve fedakâr yükünü acı içinde taşımışlardı. Ancak o gün dul ve yetimleri nasıl ihanete uğramışlar ise, bugünde aynıdır. Hiç kuşku yoktur ki dünyada ABD, Orta Doğu’da İsrail ne ise, Türkiye’de CHP odur…

Hırsızlık ve yolsuzlukla mücadele ve şeffaf yönetim vaat eden CHP; tavuk kümesine bekçi olmak isteyen tilkinin, merhametli bir tavuk dostu ve saldırgan hayvanlardan koruma vaadinde bulunmasından bir farkı yoktur.

Ülkü Adatepe Atatürk’ün manevi kızı da, diğer Atatürk sevdalıları düşmanı mı? Terörist Tuncay Özkan başta olmak üzere Ergenekon gibi birçok Müslüman halk düşmanı örgütlere mali yardım yapan CHP, bir türlü ulaşamadığı iktidar hırsıyla zaten çiğnediği ilkelerinde gözünü karartarak, Cübbeli Ahmet Hoca’ya da mali destek sağlamış olabilir mi?

Artık direnmeyi bırakında, asil ve merhametli milletimizi dinsizliğe, namussuzluğa, ayırıma, ahlaksızlığa ve düşmanlığa götüren asıl suçluya odaklanın… Unutulmamalıdır ki gerek siyasi gerekse adi suçlular, toplumun hoşgörüsü ve pirimiyle beslenerek ayakta dururlar.

Cübbeli Ahmet Hoca, itibarına ve çevresine fevkalade zarar veren babasının iflas eden şirket çeklerini ciro etmesinin bedelini çok ağır ödeyerek, fevkalade zor durumlarda kalmış, bundan dolayı karanlık işbirliklerinin doğuracağı dinsel ve toplumsal tehlikeyi muhakeme etmeden bir kurtuluş yolu seçmişti.

Söz konusu çeklerden birinin TMSF’nin el koyduğu banka hesabında bulunmasından dolayı tahsille yükümlü RCT adlı kuruluş, 2008 yılında Cübbelinin Acarkent’teki evine gitmiş ve haciz işlemi yaparak, eşyalarının bir kısmını kaldırmıştı. Bu gelişmeden çok rahatsız olan Cübbeli, basının haberdar ve dolayısıyla kamuoyunun bilgi sahibi olabileceği endişesiyle olay örtbas edilmiş, bir hafta gibi kısa bir zaman içinde borcunun neredeyse üçte biri olan 475.000 milyarı ödeyerek, cirodan ibra edilmişti. Yoksa kendisinin de itiraf ettiği gibi son derece güç koşullarda geçinen, hele babası iflas ettikten sonra kayınpederinin çatı katında yaşayıp kitap satışlarıyla zar-zor geçinen Cübbeli, öylesine büyük bir parayı nasıl bulabilirdi?

1- Haciz gerçekleştiği gün kendisini ziyaret ederek kamuoyunun duymasını engellettiren, RCT’nin üst düzey yetkilileri ile görüşerek borcun üçte biri kadarını ödettiren ve kendisine o parayı borç veren kimdir?

2- Aradan yaklaşık 1,5 yıl geçmesi akabinde borcunu ödeyememenin sıkıntısını yaşarken, borcunu ödediği o parayı nereden buldu?

3- O ara CHP ile girdiği yakın temas sırasında parayı temin etmesi, CHP’nin bir desteğimiydi?

4- Ne karşılığı olduğu ve bir belgelenin tanzim edilip edilmediği bilinmeyen parayı CHP mi verdi?

5- Eğer CHP verdi ise, kendisi Fatih’teki külliyesinde vaaz verirken, bir hediye kolisi içinde parayı evine getirerek eşine teslim eden o sarışın kadın CHP’nin nesiydi?

Cübbeli, hiçbir siyasi talebi olmayan bir vatandaşken, CHP bir kitle partisi ve Türkiye’yi yönetmeye aday bir iktidar iddialısı…

Gururun ancak küçük insanlar da olduğu gerçeğini baz almayan benlik sahiplerinden gerçeği itiraf edebilecek erdemli bir duruş beklemiyorum… Ancak bundan böyle hadlerini aşmayarak, halkı kandıramayacakları gerçeğine vâkıf olacaklarını düşünüyorum.

“Ruhunu kaybeden bir CHP, iktidarı kazansa ne çıkar.” Victor Hugo’dan bir alıntı.

kaynak: http://sadoglu.wordpress.com/2010/02/11 ... -mi-odedi/


11 Şub 2010, 13:18
Profil Özel mesaj gönder E-posta

Kayıt: 30 Oca 2010, 23:47
Mesajlar: 555
Yeni mesaj Re: İsmailağa'ya 'Cübbeli' Kuşatma
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِن جَاءكُمْ فَاسِقٌ بِنَبَأٍ فَتَبَيَّنُوا أَن تُصِيبُوا

قَوْماً بِجَهَالَةٍ فَتُصْبِحُوا عَلَى مَا فَعَلْتُمْ نَادِمِينَ

O you who believe !

If an evil-doer comes to you with a report,

look carefully into it,

lest you harm a people in ignorance,

then be sorry for what you have done.



M.Ali Şadoğlu... Bir başka şöhret heveskarı... Bir başka kör...


BekciMurtaza@ yazdı:
...

sana serbest "Rahmetli":)



Ben de fasığım ( şu kadar şarkı - türkü vesaire ); itibar etmeyin...


' Vizüel Deliller ' :)


11 Şub 2010, 13:40
Profil Özel mesaj gönder E-posta

Kayıt: 30 Oca 2010, 23:47
Mesajlar: 555
Yeni mesaj Re: İsmailağa'ya 'Cübbeli' Kuşatma
tbhmtk yazdı:

' Vizüel Deliller ' :)


HMTK yazdı:


“Üçüncü bir nokta da şudur ki, kadim olan kelâmdan,

hâdis olan harfler ayıklanıcak olursa,

kadim mânalar hali üzere baki kalır,

Allahın lütuf ve keremiyle basireti açılan bir insan,

Kur’an’ın kadim mânalarını derin bir anlayışla bakarsa onları nihayetsiz bulur.

Sonra da ayıklanan harflere nazar edince,

kadim manaları kendisinde peçeleyen bir surete benzetir.

Bu sureti de ayrı tutacağı mânalarda sonsuz görür.

İşte Kur’ân’ın batını budur !

Sureti bulunan harflere bakınca da, onları iki cildin arasında kuşatılmış hisseder.

İşte Kur’ân’ın zahiri de budur !..”



serdümen yazdı:

* Güneş yenilenemez, göz yenilenir.



'…
SUAL :

- Kitabın nedir?

CEVAP :

- Tilâvetine hakkım yok ise de Kur'an-ı Kerim.
…’

‘ Oftalmolocya Asistanı tbhmtk ‘

Resim


http://fizy.com/s/18d70o


11 Şub 2010, 14:08
Profil Özel mesaj gönder E-posta
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 10 mesaj ] 


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu foruma eklentiler gönderemezsiniz

Aranacak:
Geçiş yap:  






Furkan FM    |    Furkan 
Meclisi Forum    |    Gönüldostların buluşma noktası    |    İrtibat: Nemirullah Akıncı © Furkan FM

FURKAN DERGİSİ İBDA YAYINLARI İLMA DERGİSİ 


GÖLGE


Balık karnında hesap kendimle alışveriş,
Gözümde aralanan o hayalin peçesi,
Suskunlukta kayboluş, eriyiş ve tükeniş,
Uçsuz bucaksız sayfa ruhumun dilekçesi!

Salih MİRZABEYOĞLU



Haber videoları, web sayfamızın videolar bölümünde...
 
Powered by phpBB © phpBB Group. Designed by FURKAN FM
Türkçe çeviri: phpBB Türkiye