resimdeki bir videodan alınma. Videosu internette dolaşıyor Nazım Kıbrisi'yle birlikte...
475 milyarlık borcu CHP mi ödedi?Mehmet Ali Şadoğlu
CHP ile Cübbelinin çıkar ilişkisiyle ile ilgili yazımdan sonra mühürlü ahmakların sabretmek veya araştırmak yerine şahsımı yalancı ve iftiracı olmakla suçlamaları, Allah’ın Furkan Süresi 44. ayette buyurduğu gibi; “Yoksa sen, onların çoğunun gerçekten (söz) dinleyeceğini yahut düşüneceğini mi sanıyorsun? Hayır, onlar hayvanlar gibidir, hatta onlar yolca daha da sapıktırlar” hükmüyle birebir örtüştüğünden söylenebilecek bir karşılık bulamıyorum.
Oysa o ahmakların zerre kadar muhakeme yetileri bulunmuş olsalardı şahsımı suçlayacaklarına Cübbeli ya da Baykal’a hesap sorar ve tanrı misali hatadan münezzeh bir teslimiyetle cani siperhane savunmaksızın gelişmelere ve tertibin içeriğine odaklanıp, en azından işbirliğinin ana hatlarını merak ederlerdi.
Önce bir sorsunlar bakalım! Gençliğinde kendisine vaaz iznini alan ve her sorununda arkasında olan kim? Çeşitli il ve ilçelerde ona vaaz verdirmek istemeyen müftülerle temasa geçerek vaazlarını sağlayan kim? Hasta olmasından dolayı askerliğe el verişli olmamasıyla ilgili Kasımpaşa Askeri Deniz Hastanesinde başhekim Amirali arayarak, bugün ki gibi olan sakallarını kestirmeksizin heyetin karşısına çıkartıp rapor almasını temin eden kim?
Ne var ki CHP gibi bozguncu ve azılı halk düşmanı bir anlayışla işbirliğine sessiz kalabilmem asla mümkün değildir. Yıllardır Lawrence’lerden çok çeken bu millet ve dine zarar verecek babam dahi olsa, hiç kimse hatır geçmemi bekleyemez.
Yoksa Cübbeli Ahmet Hoca inançlı, takva ve hocası Mahmut Efendiye bağlı uyanık görünen ama saflıkta tartışmasız olan bir kimsedir. Ancak ikinci evliliğinden sonra başlayan dünyevi zaafları kendisini görsel âlemin cazibesine sürüklemiş, vahyin emrettiği yolda dosdoğru yürümek yerine, diğerleri gibi pazarlıklara, saltanata ve şöhrete meyletmiştir.
Yüzyılın ünlü hortumcusu ve babasının eski ortağı Kemal Horzum ve taşeronu Mahmut Koçak adlı eski bir milletvekili Cübbeliyi kumpasa getirerek, buhran dönemindeki zaaflığından istifade etmiş, siyasi bir güç elde edebilmek maksadı ve devleti tekrar hortumlayabilmek amacıyla en iyi imkânı CHP iktidarının sağlayacaklarından emin bir tavırla Cübbeliyle yakın temasa geçirmişlerdir.
Deniz Baykal’ın bilgisi dâhilinde Gürsel Tekin, Mahmut Koçak aracılığıyla Cübbeli ile çıkara dayalı sıkı bir ilişkiye girerek; sorunlardan kurtulma, güç, özgürlük ve meşruiyet vaadiyle Cübbeliyi kandırıp etkisi altına almışlardır. Şu gerçeğin altını çizmek isterim ki Cübbeli ne kadar hata ve yanlışın içinde olursa olsun, CHP’nin ilkelerini benimsemiş ancak dışlandığı ve aşağılandığı kesimce kabul edilmesinin yolunun CHP’den geçebileceği düşüncesiyle işbirliğinde yarar görerek, yeni bir imaj, çok arzuladığı ekranlar, daha fazla olanak ve sıkıntılarını giderebilmek hülyası baştan çıkmasına, istemeden de olsa Müslüman milletine ve dinine yapabileceği ihanet ve zararı hesap edememesine neden olmuştur.
Gerek Gürsel Tekin’in Cübbeliyle hiç görüşmediği, gerekse Deniz Baykal’ın sadece “geçmiş olsun” mazeretiyle ilk konuştukları açıklamaları, tamamen gerçek dışıdır. Gürsel Tekin sık sık misafirhanesine gider ve ara sıra Cübbeliyi Baykal ile görüştürürdü. Bunlar ne dedikodu ne de iddiadır! Daha durun…
Fatih Altaylı, çıkarsal ittifakın deşifre olmaması ve şüphe doğurmaması adına kurnaz bir gazetecilik manipülasyonuyla Cübbeliyle birçok habercinin röportaj yapmak istediğini ama hiçbirini kabul etmeyip ve tek bir şart koşmaksızın kendisiyle biraraya geldiğini ısrarla vurgulaması, apaçık bir yalandır. Aniden gelişen olaylar öncesinde hazırlanmış senaryonun medya açılımını üstlenen Altaylı, ifade ettiği gibi Cübbeliyle röportaj yapmak isteyen tek bir medya kuruluşunu gösteremez, hiçbir programcı ve gazetecide röportaj teklifini doğrulayamaz. CHP taşeronluğu anlaşılmasın diye dikkatleri popüler haberciliğine ve Cübbelinin kişiliğine odaklattırmış, böylece herkesi kandırmayı başarmıştır. Ancak son programında Deniz Baykal’ın diğer tüm liderlerden daha takva bir Müslüman olduğunu, Allah’a ibadet ettiğini ve gönlünün İslam’la yanıp tutuştuğu gibi absürt açıklamaları tüm gerçeği ortaya koymakta, dolayısıyla Müslüman toplumumuzu hançerleyebilmek için nasıl bir Lawrence misali maske taktığı da netlik kazanmaktadır. Gerçi Fatih Altaylı gibi konuklarının ve milletin karşısına pornografik kadın figürü kol düğmeleriyle çıkabilecek kadar fütursuz, saygısız ve küstah birinin maskeye de ihtiyacı yok ya!
Cübbeli, liyakat sahibi olmayan ilahiyatçıların ekranlara çıkıp da kendisinin davet edilmeyişine sürekli sitem etmiş, gündemde kalabilmek için halkın ilgisine çekecek esprili bir din söylemi geliştirmiştir. Zaten röportaj ile ilgili sorular, tiyatromsu akış ve magazinleştirilen dini hükümlerde, söz konusu projenin hangi kitleyi etkilemeye yönelik olduğunu ortaya koymaktaydı. Tabii ki fark edebilen akıllılara…
Cübbelinin güçlü, iş bitirici ve iktidar insan tutkusu, onu inandığı ama sanımca iman edemediği Allah’tan uzaklaştırmış olmalı ki, dininin amansız ve barbar düşmanlarıyla işbirliğine sokmuş, dolayısıyla hem kendini hem Müslüman kesimi hem de cemaatini zor durumda bırakmıştır.
CHP’lilerin Atatürkçülük, laiklik ve çağdaşlık söylemlerinden vazgeçerek can simidi misali dine sarılmaları, Deniz Baykal’ın beş vakit namaz kıldığı, dini siyasete bulaştırmamak amacıyla gizli ibadet yaptığı propagandaları kulaktan kulağa yayılmakta, ancak Cuma namazı gibi cemaatle kılınması mecburi olan ibadeti gizli yapamayacağını dikkate alarak, en azından haftada bir Cuma namazı için camiye gitmesinin inandırıcılıkta etkin olabileceğini öğütlüyorum. Eğer ibadet yaptığı Allah ve inanmayıp hakaret ettikleri peygamberin sünnetini uyguluyorsa! Ayrıca öyle gariplikler diyarı bir ülkede yaşıyoruz ki; normalde Müslüman olan iktidarda Atatürkçü, Atatürkçü olanlarda seçimlerde Müslüman oluyorlar. İşte öyle yüzlere böyle aynalar…
İttifakın kamuoyuna yansıttığı ibretlik sonuç; Cübbelinin gerek kılık ve kıyafetinde gerekse dini anlatımlarında temelsel bir değişikliğe gitmemesine rağmen; CHP, Atatürk’ün tüm devrimlerini çiğneyerek, uğruna onlarca insanın idam edildiği kılık ve kıyafet ilkelerine, cemaat ve tarikat yasaklarına, şeriatın meşrulaşmasına, yıllarca zulmettikleri cübbeli ve sarıklı hoca taifesine muhtaç kalan bir dönüşümü gerçekleştirmesiydi. Akla, bu çıkar ilişkisinde ilkelerine kim fiyat biçti sorusu geldiğinde, şüphesiz oportünist CHP olduğu aşikârdır.
Fevkalade sevindirici gelişme ise; Cübbelinin Baykal’ı ve Koçak’ı yalanlayan beyanatı, işbirliğin de kırılma noktası olmuştur. Cübbeli, her ne kadar beklediğim tevbeyi ve samimi itirafı yapmamış olsa da taşıdığı kimlik, sorumluluk ve inancı, onu sinsi çeteden koparmıştır.
CHP, iktidara gelebilmek için terör ve darbe ile birlikte rüşvet kanalını da kullanmaktan geri kalmamakta; zayıf inanç, karakter ya da zor durumda kalan itibarlı kimseleri ağına düşürüp basamak yaparak, baştan çıkarıcı maddi gücü ve ataist diktatörlüğünün psikolojik baskısıyla ağlarına balık çekebilmektedirler. Yaşar Nuri Öztürk gibi Atatürkçü ve laik bir ilahiyatçıyı dahi sırf kimliğinden dolayı hazmedememiş, seçimlerde kullanmaları akabinde çöp misali fırlatıp atmışlardı. Gerek Öztürk gerekse partisine iltihak ettirdiği imam ve müftülerle düşündüğü performansı yakalayamamaları, kendilerini daha güvenilir ve etkin bir şeriatçı arayışına mecbur bırakmış, böylece Cübbeli’de karar kılarak, iktidara gelebilme adına her türlü desteği mubah saymışlardır. Ancak Cübbeli’nin diğerlerinden farkı; hiçbir şart ve koşulda politikaya girmeyecek ve CHP ile doğrudan bütünleşmeyecek olması, milletvekili ve belediye başkanlığı gibi makamlarda gözü bulunmamasıydı. Öyleyse Cübbeli’yi nasıl ikna edebilirlerdi?
Ey toplum üzerinde etkili olan, yorumlarıyla yönlendiren ve karar veren kurumlar! Kendinize değilseniz bile söz ve yargılarınıza güvenen insanlara karşı bari vicdanlı ve dürüst olun. Ataist bir ideolojiye, ateist bir düşünceye, şovenist bir anlayışa veya sosyalist bir görüşe sahip olabilirsiniz ama dürüstlük ve adalet, insan olmanızdan ötürü temel prensibiniz değil midir? Neden kendi ideoloji ve inancınızdaki suçluları ısrarla kayırıyor, müdafaa ediyor ve adaletin tecellisini engelliyorsunuz? Canlarını dahi gözlerini kırpmadan feda edebilen bu millete hiç mi acımıyor, aleyhlerine bölücü ve yıkıcı provokasyonlar yapmaktan, temel hak ve özgürlükleri önlemekten, egemenlikleri aleyhine kararlar almaktan utanmıyor musunuz? Hata ve yanlışın içinde olan İslam’i kesim diye saldırdığınız tek bir suçluyu nasıl kayırmıyor ve sizden daha şiddetli eleştiriyorsam, neden sizler de aynı adalette bulunmuyor, toplumu suça ve adaletsizliğe teşvik edici bir örnek sergiliyorsunuz? Böylesi gayrimeşru insaniyetsiz bir ayırımcılığın sizleri huzura, güvene ve iktidara kavuşturacağını mı sanıyorsunuz?
Eğer devlet, bürokrat, politikacı ve bireyler; ana ve babalarının aleyhlerine dahi olsa adaletle şahitlik etmezler ise; o toplumdan hiçbir sadakat ve iyilik beklenmemelidir.
Ataist diktatörlük o kadar hükümran ki Sabih Kanadoğlu adlı eski bir savcı, hatta terör örgütü üyesi olmaktan yargılanan bir buyurgan, ne kahredicidir ki halkın seçtiği meclise ve hükümete kök söktürebilmekte, gerek cumhurbaşkanlığı seçimlerini gerekse YÖK’ün kararları gibi halkın bütünlüğü ve barışı adına yapılan birçok kanunları direktifleriyle engelleyebilmekte, yapılması düşünülen Anayasa değişikliğine bile mani olabilmektedir. O kadar acıdır ki ne meclis ne hükümet ne de yetmiş beş milyonluk millet, bir Kanadoğlu etmemektedir.
Ne var ki onlar ancak görsellikle aldatmayı bir silah gibi kullanır ve korkmuş insanları ezerler…
Cumhuriyetin temel felsefesi olan egemenliğin millete ait olduğu temel kuralı, herkesçe takdir edileceği üzere pratikte hiçbir zaman gerçeklik kazanmamış; ülkenin her karış toprağı, insanı, hayvanı, bitkisi, devleti ve kamu hazinesi dâhil her şey, düşünce, davranış ve ibadet bile Atatürk’ün ve şövalyelerin mülkü ve yorumu haline getirilerek, o ideoloji, din ve ırkta olmayanlar hayvandan çok daha aşağı dışlanabilmişlerdir. Atatürk gibi bir ölüyü milli tanrı edinen ataistler, peygamberlere dahi gösterilmesi Allah’ça yasaklanan tapınansı aşk ve tazimi ona duyabilmişlerdir. Her ne kadar bu inançlarını ve bağlılıklarını kadersel bir yaptırımın sonucu gördüğümden yermesem de, bu ülkede anti-Atatürkçülerin, yani putperest olmayanların da yaşamaya hakları olduğunu bir türlü sindirememeleri, tüm karışık ve gerginliklerin yegâne sebebi, korkarım gelecekte de yok edici bir iç savaşın kinetik enerjisi olacağıdır.
Dilediği tasarrufu sadece kendinde gören Atatürk, geçmişte nasıl hiç kimsenin hiçbir konuda en ufak bir hesap sorma cesaretine müsaade etmemiş, cesaret edenleri de ya idam ya sürgün ya da katledilmişse, öldükten sonra ülkeyi teslim ettiği şövalyeleri de o günden bugüne aynı kin ve nefretten kaçınmamış, boyun eğilmesi imkânsız bir hakla dilediklerini yapmayı meşru görebilmişlerdir. Daha dün, CHP’li neo-nazi bir milletvekilinin Atatürk’ü referans göstererek, Kürtleri ancak katlederek PKK’dan kurtulabilineceği canavarlığı, hala hafıza ve duygulardaki ürpertiyi taze tutmaktadır.
Şöyle bir İstiklal Savaşlarındaki dönemi ve sonrasını hatırlarsak; CHP’nin nasıl harami ve acımasız bir parti ve sadece kendi partililerinin çıkarları dışında hiç kimseyi tasa etmedikleri anlaşılabilecektir. CHP’nin cehennemsi özü, hiçbir söz ve davranışla cennetleşemez…
Atatürk, Uğur Mumcu’nun “Kazım Karabekir’in Hatıraları” adlı kitabında “Dini ve namusu olanlar kazanamazlar, fakir kalmaya mahkûmdurlar. Böyle kimselerle memleketi zenginleştirmek mümkün değildir. Onun için din ve namus telakkisini kaldırmalıyız. Partiyi bunu kabul edenlerle kuvvetlendirmeli ve bunları çabuk zengin etmeliyiz” sözleriyle temeli atılan CHP, fakir, yorgun ve yaralı halkın ve gelecek neslin varını yoğunu zimmetine geçirmiş, Türkiye İş Bankası hisseleri ve daha sayısız servetle birlikte şehitlerin geriye bıraktığı dul ve yetimlerle gazilerin tüm haklarını CHP lehine tasarruf etmişlerdir. CHP, iyileri korkutup kötüleri zengin yapan bir anlayışın temsilcisi, ayrıca eziyet ve adaletsizliğin kanayan yarasıdır. Bu milletin canlarını vererek elde ettikleri haklar CHP’den geri alınmadığı müddetçe, cumhuriyet, demokrasi, hak, hukuk ve adaletten hiçbir ataist ideolojinin söz etme hakkı bulunmamaktadır.
Örneğin kamuoyunun yakından bildiği ve tanıdığı Ülkü Adatepe’ye bağlanan çok yüksek bir maaşla yapılan haksız ayrıcalık, toplumun can veren ve sürünen milyonlarca vatandaşını, hatta TEKEL işçilerinin açlık grevinde olduğu bir ortamda ihanet değil midir? CHP’liler oy avcılığı şovu yaparak şehit yakınları ve işçilere; neden Ülkü Adatepe gibi yüksel bir maaş olmasa da geçinebilecek bir aylık bağlamıyorlar? Baykal, iktidara geldiklerinde her aileye 300 lira maaş bağlayacaklarını taahhüt etmektedir. Oysa ele geçirdiklerini halka geri verseler, sanırım halk onlara 300 lira maaş bağlar. Ama diyeceksiniz ki CHP’nin Antalya Belediye Başkanı Mustafa Akaydın da seçim mitinglerinde 100.000 işçi alımı sözü vermiş ama seçildikten sonra “pardon” diyerek sayıyı 10.000’e düşürmüştü. Acaba Baykal’da 3 kuruşa mı düşürecek?
Oysa bu vatanı, dini, namusu ve bağımsızlığımızı koruyabilmek için canlarını veren kahraman askerlerimiz öylesine açlardı ki sabahları bazen Üzüm Hoşafı, bazen Yağlı Buğday, bazen Yarım Ekmek yiyerek, öğle ve akşam tek bir lokma bulamadıkları bir mücadelenin ağır ve fedakâr yükünü acı içinde taşımışlardı. Ancak o gün dul ve yetimleri nasıl ihanete uğramışlar ise, bugünde aynıdır. Hiç kuşku yoktur ki dünyada ABD, Orta Doğu’da İsrail ne ise, Türkiye’de CHP odur…
Hırsızlık ve yolsuzlukla mücadele ve şeffaf yönetim vaat eden CHP; tavuk kümesine bekçi olmak isteyen tilkinin, merhametli bir tavuk dostu ve saldırgan hayvanlardan koruma vaadinde bulunmasından bir farkı yoktur.
Ülkü Adatepe Atatürk’ün manevi kızı da, diğer Atatürk sevdalıları düşmanı mı? Terörist Tuncay Özkan başta olmak üzere Ergenekon gibi birçok Müslüman halk düşmanı örgütlere mali yardım yapan CHP, bir türlü ulaşamadığı iktidar hırsıyla zaten çiğnediği ilkelerinde gözünü karartarak, Cübbeli Ahmet Hoca’ya da mali destek sağlamış olabilir mi?
Artık direnmeyi bırakında, asil ve merhametli milletimizi dinsizliğe, namussuzluğa, ayırıma, ahlaksızlığa ve düşmanlığa götüren asıl suçluya odaklanın… Unutulmamalıdır ki gerek siyasi gerekse adi suçlular, toplumun hoşgörüsü ve pirimiyle beslenerek ayakta dururlar.
Cübbeli Ahmet Hoca, itibarına ve çevresine fevkalade zarar veren babasının iflas eden şirket çeklerini ciro etmesinin bedelini çok ağır ödeyerek, fevkalade zor durumlarda kalmış, bundan dolayı karanlık işbirliklerinin doğuracağı dinsel ve toplumsal tehlikeyi muhakeme etmeden bir kurtuluş yolu seçmişti.
Söz konusu çeklerden birinin TMSF’nin el koyduğu banka hesabında bulunmasından dolayı tahsille yükümlü RCT adlı kuruluş, 2008 yılında Cübbelinin Acarkent’teki evine gitmiş ve haciz işlemi yaparak, eşyalarının bir kısmını kaldırmıştı. Bu gelişmeden çok rahatsız olan Cübbeli, basının haberdar ve dolayısıyla kamuoyunun bilgi sahibi olabileceği endişesiyle olay örtbas edilmiş, bir hafta gibi kısa bir zaman içinde borcunun neredeyse üçte biri olan 475.000 milyarı ödeyerek, cirodan ibra edilmişti. Yoksa kendisinin de itiraf ettiği gibi son derece güç koşullarda geçinen, hele babası iflas ettikten sonra kayınpederinin çatı katında yaşayıp kitap satışlarıyla zar-zor geçinen Cübbeli, öylesine büyük bir parayı nasıl bulabilirdi?
1- Haciz gerçekleştiği gün kendisini ziyaret ederek kamuoyunun duymasını engellettiren, RCT’nin üst düzey yetkilileri ile görüşerek borcun üçte biri kadarını ödettiren ve kendisine o parayı borç veren kimdir?
2- Aradan yaklaşık 1,5 yıl geçmesi akabinde borcunu ödeyememenin sıkıntısını yaşarken, borcunu ödediği o parayı nereden buldu?
3- O ara CHP ile girdiği yakın temas sırasında parayı temin etmesi, CHP’nin bir desteğimiydi?
4- Ne karşılığı olduğu ve bir belgelenin tanzim edilip edilmediği bilinmeyen parayı CHP mi verdi?
5- Eğer CHP verdi ise, kendisi Fatih’teki külliyesinde vaaz verirken, bir hediye kolisi içinde parayı evine getirerek eşine teslim eden o sarışın kadın CHP’nin nesiydi?
Cübbeli, hiçbir siyasi talebi olmayan bir vatandaşken, CHP bir kitle partisi ve Türkiye’yi yönetmeye aday bir iktidar iddialısı…
Gururun ancak küçük insanlar da olduğu gerçeğini baz almayan benlik sahiplerinden gerçeği itiraf edebilecek erdemli bir duruş beklemiyorum… Ancak bundan böyle hadlerini aşmayarak, halkı kandıramayacakları gerçeğine vâkıf olacaklarını düşünüyorum.
“Ruhunu kaybeden bir CHP, iktidarı kazansa ne çıkar.” Victor Hugo’dan bir alıntı.
kaynak:
http://sadoglu.wordpress.com/2010/02/11 ... -mi-odedi/