wt-1.jpg Furkan Dergisi Furkan Dergisi
Zaman: 10 Eyl 2010, 12:38





Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 8 mesaj ] 
 Sultan Abdülhamîd Han'ın Ruhâniyetinden İstimdat 
Yazar Mesaj
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 03 May 2008, 12:50
Mesajlar: 180
Yeni mesaj Sultan Abdülhamîd Han'ın Ruhâniyetinden İstimdat
Resim


http://www.altaydernegi.org/hazirlik/ali_riza.html





"Sultan Abdülhamîd Han'ın Ruhâniyetinden İstimdat"



Selim Bir Akıl: Devlet Aklı

Her şey değerler rölativizmine kurban gitmiş...

Hiçbir 'değer'in değeri kalmamış...

Hayatı mânâlandıracak en esaslı 'şey' olan kriterlerin niçin bir 'kriter' hâlini aldığının izahı yapılamamış...

Kafalar allak-bullak olmuş...

Beyinler piçleşmiş...

Kalpler katılaşmış...

Ruhlar kötürümleşmiş...

Her şeyin alt-üst olduğu bu vasatta yapılması gereken en akıllıca iş;

'Üstün/ aşkın' vasfını taşıyan ve neye nispetle şekillendiğini ortaya koyan bir 'akıl'a tâbi olmaktır.

Tâbi olunacak aklın en bariz vasfı şüphesiz; selim bir akıl olmasıdır.

Selim akıl bugün için; 'devlet aklı'dır.




Resim




Unutulmaması gereken iki büyük İstiklâl Savaşı'nın başlangıç tarihleri olan 1919 ve 1991'i gözlerden ırak tutup, meseleleri öncesi ve sonrasıyla bu iki tarihe nisbetle değerlendirmezsek şayet, işin şeklinde kalıp, ruhuna fersah fersah uzak düşen ve bu kabalığından dolayı yobazca saiklerle şeklî demokraside ısrar eden köksüz dünya vatandaşlarının devlet aklının selim bir akıl olmadığı yönündeki belli-bazı doğrularla bezeli itirazlarına boyun eğme türünden tarihî bir hata işleriz.

Selim devlet aklı, devlet-i ebed müddet geleneğine sahib çıkan remz şahsiyetlerde dile gelir.

Devlet-i ebed müddet geleneğinin dört temel öğesi vardır:

Devlet, ordu, Türk ve ehl-i sünnet.

Kendine has bir tarihi, kültürü, işleyişi ve aklı olan ve bu yüzden de "kurumlardan bir kurum" olarak değerlendirilmemesi gereken 'devlet'e, 'devlet'in şahsında dile gelmesi gereken fikrin en önemli yardımcı unsuru olan 'ordu'ya, kurucu unsur olduğu için bir kavimden öte bir değer taşıyan 'Türk'e, bütün bunlara mânâ ve mahiyet kazandıran ve bu yüzden de devlet-i ebed müddet geleneğinin oluşmasının muharrik unsuru olan 'ehl-i sünnet'e sistematik bir saldırının olduğu bir dönemde devlet aklını temsil eden remz şahsiyetlerden olan II. Abdülhamîd'in ruhaniyetinden yardım istemek ve fakat bununla yetinmeyip, o mânâyı bugüne tatbik etmek için hecelemek yapılacak en akıllıca işlerdendir.

'Devlet Aklı'nın Ehemmiyeti

'Devlet aklı'nın ehemmiyetli olduğunu söylemek, devlet-i ebed-müddet geleneğinden gelen bir devletin mensupları açısından aslında zafiyettir.

Zira bu ehemmiyet; âdeta bir bedahettir.

Ancak gelin-görün ki köksüz dünya vatandaşları eliyle devlet ve devlete dair her kavram şeytanlaştırılmıştır.

Bunun sebeblerinin başında; bu devletin bir derin devletinin olmaması gelir.

Mevcut devletin, söylenildiğinin aksine, bir derin devleti yoktur.

'Derin devlet' dedikleri ve Amerika'nın bağırsak temizleme işlemi sırasında etrafında yaygara kopardıkları husus; Türk'ün değil, Amerika'nın derin devletidir.

Nitekim bu husus; Amerika'nın Türkiye'deki derin devletinin sözcülerinden olan M. Kaynak tarafından da birkaç kez dile getirilmiştir.

Peki olması gereken mânâda 'derin devlet' nedir?

Yer yer 'devlet aklı'yla eş mânâyı da haiz olan 'derin devlet'; bu topraklara has ve hususi bir siyaset yapma tarzının ne olması gerektiğini bilen ve bunu benimseyen ricâldir.

Mevcut devletin en temel meselelerinden biri de; ricâlden yoksun olmasıdır.

Devlet ricâlinden mahrumluk ne bugünün ve ne de dünün meselesidir.

Bu mesele; 500 yıllık bir meseledir.

Neticesi; tam bağımsız ve milli olamamamızdır.

Tam bağımsızlık; kâmil mânâsıyla zihnî esaretten kurtulmak ve bu topraklara has ve hususi bir siyaset yapma tarzını ortaya koymak demektir.

Bunlar; sebeb ve netice hâlinde, millî bir fikrin iktidarıyla mümkündür.

Ricâlden yoksun olunduğu için millî fikir ihtiyacının hayatîliği anlaşılamamıştır.

Millî Fikir Olsaydı

Şayet millî bir fikir ihtiyacının hayatîliği anlaşılmış olsaydı;

'Emperyalizme karşı verilen bütün istiklâl savaşları kutsal ve kardeştir!' denilir ve 1991'de, Irak'ta verilmeye başlanan istiklâl savaşına destek verilirdi...

Bülent Ecevit, M. Kavakçı'ya başörtülü olduğu için değil, "Irak'ta milyonlarca insanın ölümüne sebeb olan ABD'nin hayranı ve vatandaşı olduğu için haddini bildirin" derdi...

Ordu; 28 Şubat darbesini RP'nin İslâmcı bir tabanı olduğu için değil, İsrailci ve Amerikancı olmaktan gurur duyan bir hükümet ortağı olduğu için yapardı...

Aynı ordu 27 Nisan e-muhtırasını; 4 yaşında K. Kerim okuyan kızlardan dolayı değil, "BOP'un eşbaşkanı" olmaktan övünen sömürge valisinden dolayı verirdi...

Ordudaki fişlemeler; gümüş yüzüğe, başörtüye bakarak değil "Amerika'dan yeterince nefret edilmemesi" haklı gerekçesine istinaden yapılırdı...

Ama olmadı.

Olması gerekenler olmadı ve her şey ters-yüz oldu.

En başta da; istiklâl savaşı vermedeki liderlik vazifesini 1919'daki gibi icra edemediği için, ordu darbe üstüne darbe aldı.

Bu saatten sonra hiçbir şey yokmuş gibi davranamayız.

Zira hiçbir şey eskisi olmayacak.

En başta 'milletin gözbebeği ordu' imajı çok ciddi bir şekilde zarar gördü.

Amerika, sebeb olduğu bu imaj bozukluğunu kendi lehine çevirdi ve 'verimli işçi'leri aracılığıyla nihai darbesini yaptı.

Kendi stratejisini bizim stratejimizin içine koyarak ve halkın gazını alarak yaptı bunu.

Niçin ve Nasıl Yalnız Kaldınız?

Demokratik sömürgeleştirme gayesine matuf olarak ordunun 'milletin gözbebeği' imajı darbe üstüne darbe alırken, İlker Başbuğ demokrasiye olan imanını tazeleyerek haykırmakta:

'Yalnızız!'

Gayesine ermeyen ve ermediği için bitmeyen bir İstiklâl Savaşını veren Türk ordusunun Genelkurmay Başkanı Sayın İlker Başbuğ!

600 bin kişilik bir ordunun başı olan siz hangi ortamda ve nasıl yalnız kalabiliyorsunuz?!.

Liberal-demokratik bir sistemi benimseyenlerin içinde mi yalnızsınız, yoksa istiklâl savaşı verenler içinde mi yalnızsınız?!.

600 bin kişilik orduyla her iki ortamda da yalnız kalmanız tabiî.

Zira hâlâ demokrasiye olan imanınızı tazelemekle meşgulsünüz.

Ve mânânızın farkında değilsiniz.

600 bin kişilik orduyu arkanıza alın ve lütfen etrafınıza bir bakın.

Ne görüyorsunuz?!

Burnunuzun dibinde Amerika'ya karşı verilen istiklâl savaşları var.

Görüyor musunuz?!.

Büyük fedâkarlık, çile ve bedellerle yürütülen istiklâl savaşını verenler; 1919'da başlayan ve gayesine ermeyen Türk İstiklâl Savaşı'nı emsâl alarak istiklâl savaşı verdiklerini söylüyorken, siz tersine bir mucize hâlinde yalnız kalmakta ve demokratik değerlere bağlılık yeminleri etmektesiniz.

Türk ordusunun anti-emperyal mücadelede emsâl ve lider olma istidadını ve bunun muazzam neticesini Amerika başta olmak üzere herkes görüyor da bir tek siz görmüyorsunuz.

600 bin kişilik orduyu arkanıza alın ve lütfen geçmişinize bir bakın...

Sizin geçmişinizde; verilen bir istiklâl mücadelesi ve bunun liderliği vardır.

Saddam Hüseyin geçmişinizdeki bu mücadeleden güç aldığı ve kendi gücünü daha bir tahkim etmek istediği için; kafasında kalpakla dolaşıyordu.

'Çöl sıcağında bu kalpak da neyin nesi, bu adam niçin ısrarla kalpaklı görüntüler veriyor olabilir ki?' diye hiç mi düşünmediniz?

Ya Taliban?

Taliban'a bakınca ne görüyorsunuz?

'Çirkin oldukları için zaten yaşamaya hakkı olmayan ve öldürülmesi gereken' sakallı, mağara adamları mı?

Yoksa emperyalistlere karşı bir istiklâl mücadelesi veren, halkının içinde yalnız kalmayan, hain siviller tarafından hem şahsına ve hem de mânâsına asla dokunulamayan ve vakarına zerre hâlel getirmeyen yiğit subaylar mı?

Peki Salih Mirzabeyoğlu?

'Tam bağımsızlık' mottosuyla başlayan ve fakat gayesine ermeyen bir savaşı veren kurumu temsil etmesi gereken sizler Salih Mirzabeyoğlu'nu; fikirlerinden dolayı idam cezasının verilmesi, 11 yıl esir tutulması, 10 yıl telegram işkencesine maruz kalması, 5 yıl tek kişilik hücrede tutulması gereken bir şahıs olarak mı görüyorsunuz?

Yoksa her şey bir tarafa; anti-emperyal bir mücadele verdiği için 1991'de ve devamında S. Hüseyin'e sahib çıkan, bunun bedelini günlerce işkence görerek ödeyen anti-emperyalist ve kurtarıcı bir fikir adamı mı?

Unutmayın;

Sizler fert plânında hedef değilsiniz.

Sizler; kazınmak istenen istiklâl savaşı şuurunu uyandırma, bu savaşı yürütme ve dünya sathına yayma gibi muazzam ve muazzez bir potansiyeli taşıdığınız için hedeftesiniz.

Bu çerçevede, ne kendi hatalarınızdan dolayı verilmek istenen 'Allahsız ordu' imajı, ne demokrasiye olan imanlarınızı tazeleme ayinleri, ne şu, ne bu...

Bunların Amerika için hiçbir ehemmiyeti yoktur.

Niçin içinde yer aldığınızı sorgulamak zorunda olduğunuz NATO'nun patronluğunu yapan Amerika'nın sizi hangi sebeble hedef seçtiğini anlamanız şu soruları net bir şekilde cevablamanıza bağlı:

Saddam Hüseyin; niçin yıllarca karalama kampanyasının hedefinde oldu, niçin ülkesi işgal edildi ve niçin 6 milyar insanın önünde idam sehbasına götürüldü?!.

Taliban; niçin 1991'de Irak'a yapılan saldırıya mukabele olarak gerçekleştirilen 11 Eylül'e istinaden ülkesi işgal edildi, niçin yer altı ve yer üstü kaynakları yağmalandı ve niçin insanları öldürüldü?!.

Salih Mirzabeyoğlu; niçin 11 yıldır esir, niçin 10 yıldır telegram işkencesine muhatab ve niçin 5 yıldır tek kişilik hücrede?!.

Fevkalâde bir iş yapıp önünde pozlar verdiğiniz, şimdiye kadar yapılmayanı yapıp isimlerini anmaktan gocunmadığınız K. Karabekir'in, F. Çakmak'ın ve (Sakallı) Nurettin Paşa'nın da içinden çıktığı ordunun uzunca bir dönem Başkumandanı olan ve Yahudi'nin menfaati icabı hal'edilen II. Abdülhamîd'in ruhaniyetinden yardım istemek ve fakat bununla yetinmeyip, o mânâyı bugüne taşımak için hecelemek niçin bugün ivedilikle yapılması gereken en akıllıca bir iştir?!

_________________
«Allahım zamanın kutbunun kalbinin duymadığı hiçbirşey öğretme bize Allahım.» (Şehid B.Ali Hoca)

Resim


09 Mar 2010, 22:32
Profil Özel mesaj gönder E-posta
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 03 May 2008, 12:50
Mesajlar: 180
Yeni mesaj Re: Sultan Abdülhamîd Han'ın Ruhâniyetinden İstimdat
Nerdesin şevketlim, sultan hamid han?
Feryâdım varır mı bârigâhına?
Ölüm uykusundan bir lâhza uyan,
Şu nankör milletin bak günâhına.

Tahkire yeltenen tac-ü tahtını,
Denedi bu millet kara bahtını;
Sınad-ı sillenin nerm ve sahtını,
Rahmet et sultanım suz-i âhına.

Târihler ismini andığı zaman,
Sana hak verecek, ey koca sultan;
Bizdik utanmadan iftira atan,
Asrın en siyâsî padişâhına.

"Pâdişah hem zâlim, hem deli' dedik,
İhtilâle kıyam etmeli dedik;
Şeytan ne dediyse, biz 'belî' dedik;
Çalıştık fitnenin intibahına.

Dîvâne sen değil, meğer bizmişiz,
Bir çürük ipliğe hülyâ dizmişiz.
Sade deli değil, edepsizmişiz.
Tükürdük atalar kıblegâhına.

Sonra cinsi bozuk, ahlâkı fena,
Bir sürü türedi, girdi meydana.
Nerden çıktı bunca veled-i zinâ?
Yuh olsun bunların ham ervâhına!

Bunlar halkı didik didik ettiler,
Katliâma kadar sürüp gittiler.
Saçak öpmeyenler, secde ettiler.
Bir asi zabitin pis külâhına.

Bugün varsa yoksa ..............,
Şöhretinde herkes fuzuli dellal;
Âlem-i mânâ'dan bak da ibret al,
Uğursuz taliin şu gümrâhına.

Haddi yok, açlıkla derde girenin,
Sehpâ-yı kazâya boyun verenin.
Lânetle anılan cebâbirenin
Bu, rahmet okuttu en küstâhına.

Çok kişiye şimdi vatan mezardır,
Herkesin belâdan nasîbi vardır,
Selâmetle eren pek bahtiyardır,
Bu şeb-i yeldânın şen sabahına.

Milliyet dâvâsı fıska büründü,
Ridâ-yı diyânet yerde süründü,
Türkün ruhu zorla âsi göründü,
Hem peygamberine, hem Allâh'ına.

Sen hafiyelerle dem sürdün ancak,
Bunlar her tarafa kurdu salıncak;
Eli,yüzü kanlı bir sürü alçak,
Kemend attı dehrin mihr-u mahına.

Bu itler nedense bana salmadı,
Bahalıydı başım kimse almadı,
Seyrandan başkaca iş de kalmadı;
Gurbet ellerinin bu seyyahına.

Hoş oldu cilvesi Cumhuriyetin,
Tadı kalmamıştı Meşrutiyetin,
Deccal'a dil çalan böyle milletin,
Bundan başka çare yok ıslahına.

Lâkin sen sultânım gavs-ı ekbersin
Âhiretten bile himmet eylersin,
Çok çekti şu millet murada ersin
Şefâat kıl şâhım mededhâhına.

Rıza Tevfik BÖLÜKBAŞI

_________________
«Allahım zamanın kutbunun kalbinin duymadığı hiçbirşey öğretme bize Allahım.» (Şehid B.Ali Hoca)

Resim


09 Mar 2010, 22:37
Profil Özel mesaj gönder E-posta
Eski üye

Kayıt: 30 Nis 2008, 23:38
Mesajlar: 953
Yeni mesaj Re: Sultan Abdülhamîd Han'ın Ruhâniyetinden İstimdat
İşte benim karşı olduğum görüş...

Benim "selim akıl / devlet-i ebedmüddet" görüşüm şudur:

"Kurtuluş savaşıyla kurtardıklarımız
Birlik oldu birlikte savaştıklarımızla
Bedeli ihanet oldu kanımızın.

Kara bir bulut gibi
Kapkara düşünceyle
Kiralık düşünceleriyle
Giydiler çıkardıkları çizmeleri
Emperyalistlerin.

Efendi olma hevesiyle
Silahları bize döndü."

(Aydınlık Savaşçıları'ndan)

Bu kadar açık, berrak, basit, kolay...

Konuşmak isteyen olursa, daha çok şey de konuşurum.


10 Mar 2010, 02:45
Profil Özel mesaj gönder E-posta
Eski üye

Kayıt: 30 Nis 2008, 23:38
Mesajlar: 953
Yeni mesaj Re: Sultan Abdülhamîd Han'ın Ruhâniyetinden İstimdat
Kimseyi rencide etmek için değil, fikrin hakikatini -karşılıklı- ortaya çıkarmış olmak için konuşuyorum...

"Selim aklı, devlet aklıdır" tevili, bence çok su götürür.

Benim bildiğim, selim akıl, İslam aklıdır. İslamın olmadığı yerde de, devlet, millet, vatan, şehadet gibi kavramlar, istismara açık hale gelir.

Ayrıca şunun bilinmesini isterim ki:

Merve Kabakçı olayında, İBDA Hareketi, ne Ecevit'i tutmuş, ne de onu takviye etmeye kalkmıştır.

Bilakis...

Gazetelere verilen çarşaf çarşaf ilanlarla, "Amerikan vatandaşı" Merve Kavakçı'ya açık bir destek verilmiştir.

Merve Kavakçı'nın bu açık destekten dolayı, İBDA Hareketi'ne duyduğu sempatiyi ise, bilmeyen yoktur.

Burada şuna dikkat etmek gerekir: Apaçık İslam düşmanlığının olduğu yerde, kuru kuruya emperyalist karşıtlığı hiçbir şey ifade etmez. Misal: Miloşeviç antiemperyalisttir ama, ona lanet okumayan bir Müslüman düşünülemez.

Bu diyalektik, geçmişte Ülkücüler arasında çok yaygındı ve onlara "milliyetçilik" adı altında, "devlet hata yapmaz" düsturu öğretilirdi. Günümüzde de sanırım bunlar vardır.


10 Mar 2010, 03:24
Profil Özel mesaj gönder E-posta
Moderatör

Kayıt: 29 Nis 2008, 00:39
Mesajlar: 1121
Yeni mesaj Re: Sultan Abdülhamîd Han'ın Ruhâniyetinden İstimdat
eee... yani kürsi öyle.


10 Mar 2010, 03:55
Profil Özel mesaj gönder E-posta
Eski üye

Kayıt: 15 Nis 2008, 00:33
Mesajlar: 1595
Yeni mesaj Re: Sultan Abdülhamîd Han'ın Ruhâniyetinden İstimdat
kürsi yazdı:
Kimseyi rencide etmek için değil, fikrin hakikatini -karşılıklı- ortaya çıkarmış olmak için konuşuyorum...

"Selim aklı, devlet aklıdır" tevili, bence çok su götürür.

Benim bildiğim, selim akıl, İslam aklıdır. İslamın olmadığı yerde de, devlet, millet, vatan, şehadet gibi kavramlar, istismara açık hale gelir.

Ayrıca şunun bilinmesini isterim ki:

Merve Kabakçı olayında, İBDA Hareketi, ne Ecevit'i tutmuş, ne de onu takviye etmeye kalkmıştır.

Bilakis...

Gazetelere verilen çarşaf çarşaf ilanlarla, "Amerikan vatandaşı" Merve Kavakçı'ya açık bir destek verilmiştir.

Merve Kavakçı'nın bu açık destekten dolayı, İBDA Hareketi'ne duyduğu sempatiyi ise, bilmeyen yoktur.

Burada şuna dikkat etmek gerekir: Apaçık İslam düşmanlığının olduğu yerde, kuru kuruya emperyalist karşıtlığı hiçbir şey ifade etmez. Misal: Miloşeviç antiemperyalisttir ama, ona lanet okumayan bir Müslüman düşünülemez.

Bu diyalektik, geçmişte Ülkücüler arasında çok yaygındı ve onlara "milliyetçilik" adı altında, "devlet hata yapmaz" düsturu öğretilirdi. Günümüzde de sanırım bunlar vardır.


Oole!

_________________
Video barbam et pallium, philosophum nondum video!!! Yani!..


10 Mar 2010, 05:17
Profil Özel mesaj gönder E-posta
Yeni üye

Kayıt: 16 Oca 2009, 17:37
Mesajlar: 200
Yeni mesaj Re: Sultan Abdülhamîd Han'ın Ruhâniyetinden İstimdat
kürsi yazdı:
Kimseyi rencide etmek için değil, fikrin hakikatini -karşılıklı- ortaya çıkarmış olmak için konuşuyorum...

"Selim aklı, devlet aklıdır" tevili, bence çok su götürür.

Benim bildiğim, selim akıl, İslam aklıdır. İslamın olmadığı yerde de, devlet, millet, vatan, şehadet gibi kavramlar, istismara açık hale gelir.

Ayrıca şunun bilinmesini isterim ki:

Merve Kabakçı olayında, İBDA Hareketi, ne Ecevit'i tutmuş, ne de onu takviye etmeye kalkmıştır.

Bilakis...

Gazetelere verilen çarşaf çarşaf ilanlarla, "Amerikan vatandaşı" Merve Kavakçı'ya açık bir destek verilmiştir.

Merve Kavakçı'nın bu açık destekten dolayı, İBDA Hareketi'ne duyduğu sempatiyi ise, bilmeyen yoktur.

Burada şuna dikkat etmek gerekir: Apaçık İslam düşmanlığının olduğu yerde, kuru kuruya emperyalist karşıtlığı hiçbir şey ifade etmez. Misal: Miloşeviç antiemperyalisttir ama, ona lanet okumayan bir Müslüman düşünülemez.

Bu diyalektik, geçmişte Ülkücüler arasında çok yaygındı ve onlara "milliyetçilik" adı altında, "devlet hata yapmaz" düsturu öğretilirdi. Günümüzde de sanırım bunlar vardır.


Yazıyı dikkatlice okuduğuna emin değilim.

Unutma : Birşeyler yazmak zorunda değilsin !


10 Mar 2010, 10:55
Profil Özel mesaj gönder E-posta
Eski üye

Kayıt: 30 Nis 2008, 23:38
Mesajlar: 953
Yeni mesaj Re: Sultan Abdülhamîd Han'ın Ruhâniyetinden İstimdat
Doğru diyorsun. Ben de pişman oldum zaten...

Yanlış anladıysam, özür dilerim...

Bazen konuşmuş olmak için konuşuyoruz...


10 Mar 2010, 13:31
Profil Özel mesaj gönder E-posta
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 8 mesaj ] 


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Google [Bot] ve 0 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu foruma eklentiler gönderemezsiniz

Aranacak:
Geçiş yap:  






Furkan FM    |    Furkan 
Meclisi Forum    |    Gönüldostların buluşma noktası    |    İrtibat: Nemirullah Akıncı © Furkan FM

FURKAN DERGİSİ İBDA YAYINLARI İLMA DERGİSİ 


GÖLGE


Balık karnında hesap kendimle alışveriş,
Gözümde aralanan o hayalin peçesi,
Suskunlukta kayboluş, eriyiş ve tükeniş,
Uçsuz bucaksız sayfa ruhumun dilekçesi!

Salih MİRZABEYOĞLU



Haber videoları, web sayfamızın videolar bölümünde...
 
cron
Powered by phpBB © phpBB Group. Designed by FURKAN FM
Türkçe çeviri: phpBB Türkiye